logo
Reklam

Oğuzhan Yanarışık



Müjde, Irak’ta savaş bitmiş!

Oğuzhan YanarışıkOğuzhan Yanarışık
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Barack Obama, geçtiğimiz gün yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında Irak’taki savaşın sona erdiğini açıkladı. “Irak’ı özgürleştirme operasyonu tamamlandı” diyen Obama, “Şimdi ülkenin güvenliğinden Irak halkı sorumlu olacak” diye ekledi. Amerikan ordusunun Irak’taki muharip rolünün resmen sona erdiğini duyuran ABD Başkanı, yedi yıllık savaş boyunca 4.400 Amerikan askerinin hayatını kaybettiğini ve işgalin Amerikan ekonomisine maliyetinin bir trilyon dolardan fazla olduğunu belirtti.

Bir siyasi liderin iki dudağı arasından çıkan sözlerle savaşlar başlatılabilirse de maalesef savaşları aynı şekilde bitirebilmek o kadar kolay olmuyor. Zaten söylediğine kendisi bile inanmadığından, Obama Amerikan askerlerinin ülkeden ayrılmasıyla ülkede şiddetin sona ermeyeceğini itiraf ederek “Aşırılıkçılar bombaları patlatmayı sürdürecek” demek zorunda kaldı.

Yedi yıl süren işgalin ardından, kimse Irak’ın eskisinden daha güvenli ve huzurlu bir yer olduğunu söyleyemiyor. Ama yine de Amerikan Başkanı “Irak ve ABD tarihindeki bu önemli aşamayla sorumluluğumuzu yerine getirdik. Şimdi yeni bir sayfa açma zamanıdır” diyebiliyor.

Genç kadın ve erkeklerini Irak’ta çok büyük fedakarlıklar yapmaya gönderdiklerini ve içerdeki dar bütçeye rağmen çok büyük kaynakları harcadıklarını belirterek eleştiriden çok “aferin”i hak ettiklerini ima ediyor.

Savaşa girerken Amerikan’ın en hararetli destekçisi olan İngiltere’deki dönemin başbakanı Tony Blair ise işgal kararına destek vermekten ve katkı sağlamaktan dolayı pişmanlık duymadığını ve bugün olsa yine aynı şeyi yapacağını söylüyor.

Irak’ta savaş bitmiş!

Bakmayın siz patlayan bombalara, yıkık binalara, birbiriyle kanlı bıçaklı etnik gruplara, ayrılıkçılara, yetimlere, yoksullara, terörün ve şiddetin koynunda yetişmek zorunda kalan çocuklara.

Koskoca Amerikan Başkanı yalan söyleyecek değil ya. O bitti dediyse bitmiştir.

Şimdi ülkeye Amerika tarafından getirilen demokrasi ve refahın keyfini çıkarma zamanı.



Dünya Fransa’ya tepkili

Oğuzhan YanarışıkOğuzhan Yanarışık
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


Bir süre önce 22 yaşındaki bir gencin polis kurşunuyla öldürülmesi nedeniyle Fransa’da yaşayan Romanlar ayaklanmıştı. Bunun üzerine Fransız hükümeti tutumunu gittikçe sertleştirerek kaçak Roman kamplarını kapatma ve izinsiz ikamet edenleri ülkelerine geri gönderme kararı aldı.

Bu yıl şu ana kadar yaklaşık 8.000 Roman ülkeden sınır dışı edildi. Bu sayının yıl içinde hızla artması bekleniyor. Muhalefet partileri, Fransız kamuoyunun çoğunluğu tarafından desteklenen bu politikayı Sarkozy’nin 2012 seçimleri öncesinde gittikçe azalan popülaritesini arttırmak için izlediğini iddia ediyor.

Belirlenen derogasyonlar gereği, 2014 yılına kadar Fransa’nın Avrupa Birliği’ne yeni üye olan Romanya vatandaşlarının vizesiz ziyaretlerine kısıtlama getirme hakkı bulunuyor. Fakat AB üyeliğinin temel direklerinden olan serbest dolaşım hakkına sadece belirli bir ırka karşı kısıtlama getirme tavrı endişe ile izleniyor. Romanya Dışişleri Bakanı Teodor Baconschi’nin de vurguladığı gibi, Fransa’daki Roman sorununun Romanlara karşı “ırkçılığa” veya “düşmanlığa” dönüşmesi ihtimalinden korkuluyor.

Geçtiğimiz gün bir BM insan hakları organı, Avrupa’daki en büyük azınlığın üyelerini Doğu Avrupa’ya göndermek yerine toplumuna entegre etmesi gerektiğini belirterek Fransa’yı tavrı nedeniyle kınadı. Ayrıca BM Irkçılığa Karşı Mücadele Komitesi, Sarkozynin sağ-merkez hükümetini, bazı siyasilerin ırkçı ve yabancı düşmanlığını teşvik eden söylemlerindeki ürkütücü artış nedeniyle uyarmak zorunda kaldı.

Avrupa Komisyonu sözcüsü Viviane Reding, Fransa’yı Avrupa vatandaşlarının özgür dolaşım ve yerleşme hakkına saygı duymaya davet ederek, Fransa’nın Avrupa vatandaşlarının korunması ile ilgili yasalara uyması gerektiğini hatırlattı.

Fransa’nın bu tavrı, AB’yi bir özgürlükler diyarı olarak görmek isteyenleri hayal kırıklığına uğratmakla kalmadı. Aynı zamanda Birliğin geleceği ile ciddi kaygıların ortaya çıkmasına neden oldu. Romanya’nın Schengen vize sistemine dahil olmasını veto edebileceği tehdidinde bulunan Fransa, AB’nin en önemli temel taşlarından biri olan serbest dolaşım hakkının gelecekte tam olarak uygulanmayabileceği ihtimalini ortaya çıkardı.

Son zamanlarda pek çok gelişmede olduğu gibi, bu olay da Birliğin geleceğinin sorgulanmasını beraberinde getirdi. AB’yi AB yapan pek çok değer çeşitli vesilelerle sorgulanır ve tartışılır oldu. Bu tartışmaların sonucu Birliğin hayatiyetini belirleyecek sonuçlar doğurabilir.



İsrail askerinin utanmazlığı

Oğuzhan YanarışıkOğuzhan Yanarışık
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


İsrail askerleri, yıllardır yaptıkları her şeyin yanlarına kar kalmasının getirdiği şımarıklıkla pervasız hareketlerinin hiçbir zaman sorgulanmayacağını düşünüyor olmalılar. Yoksa başta Gazze’ye yardım malzemesi taşıyan gönüllü gemilerinde sivillere karşı gösterdikleri tutum olmak üzere, son zamanlarda sıkça gündeme gelen skandal davranışlarını açıklamak çok zor.

İsrail hükümeti, sivilleri kafalarından kurşunlayarak öldüren askerlerine toz kondurmamakla kalmamış, üstüne üstlük onlara üstün (!) başarılarından dolayı madalya takmıştı. Bu destekten de cesaret alan bazı İsrail askerlerinin, yardım gönüllülerinden gasp edilen dizüstü bilgisayarları başkalarına sattıkları ortaya çıktı. Böylelikle, hiçbir açıklama yapmadan sivillerin bütün kişisel eşyalarına el koyup geri vermeyen İsrail askerlerinin, bu eşyalarla ne yapmış olduklarını öğrenmiş olduk.

Bazı İsrailli milletvekilleri olaydan dolayı mahcubiyet duyduklarını ifade etmişler. Silahlı Kuvvetler Sözcülük Bürosu ise askeri polisin konuya ilişkin bir soruşturma yürüttüğünü doğrulamakla birlikte çalınan bilgisayarların filodaki gemilerden alınıp alınmadığına ilişkin kesin bir bilgisinin bulunmadığını belirterek ortaya çıkan rezaletin etkisini azaltmaya çalışıyor. Çünkü bu olayla birlikte, İsrail askerinin dünya kamuoyunda son günlerde dibe vuran imajının daha da bozulmasından endişe ediyorlar.

israilli1 Bir diğer skandal da Eden Aberjil isimli bir kadın İsrail askerinin elleri kelepçelenmiş ve gözleri bağlanmış Filistinliler önünde çektirdiği fotoğrafları Facebook’ta yayınlaması sonucu ortaya çıktı. Belki de hiçbir suçu olmayan o Filistinlilerin önünde poz verip altına da bir arkadaşıyla karşılıklı olarak şakalar ve cinsel imalı sözler yazmakta bir beis görmeyen İsrail askerinin olay sonrası tavrı da aslında en az olay kadar düşündürücü.

Bu olaya dünya kamuoyunun verdiği tepkiyi anlayamadığını belirten asker, bunun İsrail’de her gün meydana gelen sıradan bir olay olduğunu ifade ediyor. Böylelikle kendi yaptığını mazur göstermeye çalışırken aslında sorunun İsrail israilli2askerleri arasında yaygın bir mesele olduğunu itiraf ediyor. Bu şekilde internete görüntülerinin verilmesinin o insanlar üzerinde etkisi olabileceği zaten aklına bile gelmiyor. Kendi asker arkadaşlarının benzer görüntüsü internette gezinse belki de bunun savaş nedeni sayılmasını isteyecek olan İsrail askeri büyük bir körlük içerisinde. Zaten rutin olarak Filistinlilere bu muameleyi yaptıklarını söyleyen Abejil, yaptığını savunurken, Filistinlileri insan olarak görmediklerini de ima etmiş oluyor.

Askerin dünya kamuoyunun zekasıyla dalga geçen şu sözleri durumu zaten olanca çıplaklığıyla gözler önüne sermekte: “İnsanların neden tepki gösterdiklerini anlayamıyorum. Ben o insanlara saygısızca olan, şiddet içeren veya onları incitecek bir şey yapmadım. Yaptığım şey düşüncesizceydi belki ama masumcaydı. Ben sadece bazı insanlar da arka plandayken kendi fotoğrafımı çektirdim.”



Orta Doğu'da Savaş Tamtamları Çalıyor

Oğuzhan YanarışıkOğuzhan Yanarışık
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


Jeffrey Goldberg, The Atlantic dergisinin Eylül sayısında mevcut durum devam ederse İsrail’in Obama yönetiminin onayını almadan gelecek baharda İran’a saldıracağını iddia ederek gündemi sarstı. Saldırıyı düzenleyecek İsrail uçaklarının hangi rotayı izleyebileceği ve nereleri bombalayacağı, saldırı emrini verdikten sonra İsrail Başbakanı’nın Beyaz Sarayı arayarak onlara sormadan yaptıkları bu saldırıyı nasıl izah edeceği gibi detayları veren yazının sıradan bir tahminin ötesinde anlamlar ifade ettiği çok açık.

Belli ki İsrail, Goldberg’in ağzından dolaylı yoldan da olsa Obama yönetimini “eğer hayati tehlike olarak gördüğümüz İran’ın nükleer faaliyetlerini sen durdurmazsan, biz sana sormadan saldırarak gereğini yapacağız” diyerek tehdit ediyor. Saldırı emri sonrasında telefonla ABD’ye şöyle bir izahat yapılacakmış: “İran’ın sahip olacağı nükleer silahlar, Yahudi ırkının hayatta kalması bakımından Hitler’den sonraki en büyük tehlike olacaktı. Bu saldırıyla İran’ın nükleer çalışmalarını üç yıldan beş yıla kadar geciktirmiş olacağız. Bize başka bir şans bırakılmadı.”

Yazar, telefonun izin almak için olmayacağını özellikle vurguluyor ve zaten görüşme gerçekleştirilirken İsrail savaş uçaklarının hedeflerine doğru ilerliyor olacağını belirtiyor. Goldberg ayrıca bu yazdıklarının bir fikir jimnastiği olarak görülmemesini istiyor ve İsrail’in daha önceden benzer saldırılar düzenlediğini ifade ediyor. Bölgedeki İsrailli, Amerikan ve Arap yetkililerle yaptığı görüşmelerde de önümüzdeki Temmuz ayına kadar böyle bir saldırı olma ihtimalinin %50’den fazla görüldüğünü iddia ediyor.

Kendinin fiilen sahip olduğu nükleer silahların lafını bile etmeyen İsrail yönetimi, yazarın ağzından Batılı devletlerin ve Türkiye’nin uygulamaya çalıştığı diplomatik yöntemler ve ambargonun sonuç vermesi için Aralık ayına kadar bekleyeceğini ve sonrasında askeri seçeneği işleme koyacağını söylüyor. Goldberg bunun sadece İsrail yönetiminin değil, ılımlı Arap liderlerinin de isteği olduğunu iddia ediyor ve aslında İsrail’in yalnız kendi çıkarı için değil tüm medeni dünyanın çıkarı için bunu yapacağını iddia ediyor.

Obama’nın istedikleri şekilde İran’a saldırmasından pek ümitli olmadıklarını ifade eden İsrail yetkilileri bu riskli saldırıyı kendileri adına yapması için Obama üzerinde baskı oluşturulması gerektiğini belirtmişler. Zaten Golberg’in bu yazısı da açık bir şekilde bu amaçla kaleme alınmış.

İsrail her fırsatta İran yönetiminin çılgın olduğu için nükleer silah sahibi olmasının bütün dünya için büyük tehlike olacağını iddia ediyor. Oysa ki etrafındaki ülkelerle ilişkileri, Filistinlilere yaptıkları, açtığı savaşlar ve açmaya çalıştığı savaşlar, Orta Doğu Bölgesi’nde esas en çılgın, saldırgan ve tehlikeli olan aktörün İsrail olduğu yönünde işaretler vermekte.

Goldberg’in yazısı, artık İsrail yönetiminin İran’a askeri saldırıyı ciddi şekilde düşündüğünü, saldırıyı yapması için Obama yönetimine her tür baskıyı uygulamakta olduğunu ve gerekirse bunu tek başlarına yapmayı ihtimal dahilinde bulundurduğunu gösteriyor.

Toprakları savaşlarla ve çalkantılarla yoğrulmuş Orta Doğu’da yeni savaş tamtamlarının sesi artık pek de uzaktan gelmiyor.



Japon rüyası sona mı eriyor?

Oğuzhan YanarışıkOğuzhan Yanarışık
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Japonya'da meydana gelen son ekonomik gelişmeler, aslında dünyada hiçbir şeyin olduğu gibi kalmadığı gerçeğini bir kez daha herkese hatırlatıyor. Tarih, yıkılmaz denen devletlerin yerle bir olduğu, sarsılmaz denen ekonomilerin çöktüğü, adam olmaz denen ülkelerin kalkındığı, yenilmez denen orduların kaybettiği bir dünyada yaşadığımızı gösteren örneklerle dolu.

Açıklanan resmi rakamlara göre Japonya ekonomisi son üç ayda beklentilerin çok altında olan 0,1 % oranında büyüyebildi. Böylelikle 40 yılı aşkın süredir sahibi olduğu dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olma ünvanını, en yakın rakibi Çin’e kaptırmasına ramak kaldı. 2010 yılı içerisinde yerini dünyanın hızla büyüyen devi haline gelen Çin’e bırakması bekleniyor.

Son çeyrekte Çin 1.337 trilyon dolar gayri safi yurtiçi hasıla gerçekleştirirken, Japonya 1.5288 trilyon ile geride kaldı. Yıllık bazda kıl payıyla önde olsa olsa da mevcut büyüme oranları, Tokyo’nun artık Beijing’in önünde kalamayacağını gösteriyor.

Zaten Çin’in elde etmiş olduğu büyüme oranlarını yakalaması mümkün olmayan Japonya, bu konuda diğer yakın rakipleri olan ABD ve Almanya’nın da çok gerisinde kaldı. Dünya Bankası raporları bu konuda önemli bir bilgi vermekte: 21. asrın ilk sekiz yılında Japonya sadece 5% oranında büyüyebilirken, aynı dönemde Çin’in büyüme oranı 261% olarak gerçekleşti.

Bir zamanlar adından efsane haline gelmiş başarılarıyla söz ettiren Japon ekonomisi, son yirmi yıldır durgunluk ve deflasyon sorunlarıyla boğuşuyor. Bu da büyüme rakamlarının son derece düşük seviyelerde kalmasına yol açıyor. Birçoklarına göre bunda en büyük sorumluluk payı kısa-dönemli düşünen hükümetlerde.

Bunun yanında ekonomik refahın sonuçlarından biri olan sürekli yaşlanan nüfus sorunu gibi meseleler de Japonya için şu aşamada aşılamaz engeller olarak duruyor. Eski günlere dönmek bir yana, küresel ekonomideki yerinden düşüşü durdurabilmek konusunda bile pek iyimser olunabildiği söylenemez.

Japonya’nın yaşadığı bu sorunların işaret ettiği bir diğer önemli nokta ise küresel ekonomik krizin olumsuz etkilerinin beklendiği kadar çabuk ortadan kalkamayabileceği ihtimali. Bir zamanlar küresel ekonominin lokomotifi olanlar, bugün iyileşmeyi aşağı doğru çeken yükler haline gelebilirler.



porno izle