logo
Reklam

Murat Tazegül

'Memlekete Hizmet'

Murat Tazegül'Memlekete Hizmet'

 Maliye Bakanlığı’nda, hesap uzmanlığı yapmış olan Öztin AKGÜÇ, “Toplumsal Davranışlarda Gerçeği Arayış” adlı kitabında (Bağlam Yayınları-1991) başından geçen bir olayda nasıl bir “memlekete hizmet” anlayışıyla karşılaştığını anlatır:

“… vergi incelemesi yaparken, siyasal gücü ve ilişkisi olan bir işadamının vergi kanunlarına, T.Ticaret ve Bankalar Kanunu’na aykırı davrandığını, bir kamu kuruluşu ile imzalamış olduğu sözleşme hükümlerine uymadığını saptamış, önemli ölçüde vergi kaybına yol açtığı kanısına varmıştım. Olay yargı organlarına intikal ettiğinde yargıcın ‘bu işleri niçin yaptın’ sorusuna iş adamının verdiği yanıt ilginçti: ‘Memlekete hizmet için’. O günden sonra memlekete hizmetin ne anlama geldiğini daha iyi kavradım. Memlekete hizmet, bazen haksız servet edinme, bazen yüksek makamlara el koyma, bazen kişisel tutkuları, kompleksleri tatmin anlamına geliyordu.”

Evet maalesef durum bugün için de aynı. Memlekete hizmet lafının çok edildiği bu günlerde insanın Sayın Akgüç gibi düşünmemesi mümkün mü?
Açıkçası kim memlekete hizmetten fazla söz edecek olursa, kim kendini memlekete adamış görünürse; bunun arkasından ne gibi kişisel çıkarların, ihtirasların, ne dolapların döndüğünü hesaplar olduk. Ki bunda da haksız sayılmayız.

Alın size en Cem UZAN örneği. Gruptaki tüm görev ve yetkilerinden istifa edip, elini eteğini ticaretten çekip, “bu milleti, bu vatanı çok seviyorum, sırf bunun için siyasete giriyorum, elimi taşın altına koyuyorum” dediğinde ortalığı inletiyor ve saf Anadolulunun ruhunu okşuyordu. Şimdilerde anladık ki; bu bir kamuflaj imiş. Çok daha büyük vurgunlara yol açabilecek bir organizasyonun bir parçası ve o hedefi gizleyen bir perde…

Yoksa memlekette bu kadar çok memlekete hizmet aşkıyla dolu, işadamı, politikacı, sivil-asker bürokrat vb. gerçekten olsaydı herhalde 87 yılla gelen Cumhuriyet tarihi boyunca diğer ülkelerin 10-15 senede yaptığı kalkınmayı çoktan gerçekleştirmiş olmamız gerekirdi. Bu kadar yılda dünyanın sayılı ülkelerinden biri olurduk. Memleket kalkınmamış ama bu memlekete hizmetten başka bir şey düşünmeyen! birileri; köşeleri dönmüş, yetenek ve becerilerinin çok üstünde makamlara gelmiş ve komplekslerini tatmin etmişlerdir. İşte asıl sorun da budur.

Ama elbetteki bu ülkede memlekete gerçekten hizmet eden insanlar vardır. Bunlar kendi reklamlarının ve makam mevkilerin peşinde olmadıklarından ortalıkta görünmezler. Zaten ülke onların azmi ve cesareti ile ayakta durmaktadır.

***

CHP genel başkanını istifaya götüren olay sonrası yaşananlar da ibretlik bir durum. Toplumsal hafızası oldukça ve de oldukça zayıf olan bizler, biraz olsun silkeleniriz umarım.  Mağduru milletçe severiz ama bu milletçe uğradığımız haksızlıkların önüne geçememeli. Baykal'ın şahsında bu olayı artık film gibi değil de dersler alarak, daha bilinçli, katılımcı, sorgulayıcı bir şekilde izlemeliyiz. Yoksa bu film daha çoook uzar.

Baykal, istifa ederek memlekete en büyük hizmeti yapmış oldu. Tekrar dönüşüne zemin aramak niye?



Az Gittik ama 'Uz' mu Gittik?

Murat TazegülAz Gittik ama 'Uz' mu Gittik?


Demokrasi; en azından Tek Parti iktidarından sonra dilimizden hiç düşmeyen bir ideal... Başta politikacılar olmak üzere bir çok kesimden söz erbabı demokrasinin erdemlerinden, onun kaçınılmazlığından bahsetmesine rağmen; Türkiye'de demokratik bir düzenin oluştuğu, demokrasinin tam anlamıyla yani; tüm kurum ve kurallarıyla işlerlik kazandığını iddia eden bir kişi de henüz yok. Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk 1999'da Adli Yılı açış konuşmasında tüm devlet erkanının gözünün içine bakarak; sabıkalı bir Anayasaya sahip olduğumuzu ve bu nedenle devletimizin zorba olduğunu haykırmıştı. Yıllar geçti...

Ülkenin genel siyasal sistemi bir yana ve belki de daha önemlisi; şirketlerde, kuruluşlarda, dernek ve sendikalarda, üniversitelerde, siyasal partilerde, yerel yönetimlerden aile içindeki ilişkilere kadar, demokratik bir yapının oluştuğunu iddia etmek de pek mümkün değil. Bunun böyle olduğunu ispatlamaya lüzum yok. Eğer gerçekten, en azından bunların yarısında bir iyileşme olsaydı; demokrasi daha çok belli günlerdeki törenlerde, toplantılarda basma kalıp nutuklardaki basma kalıp bir sözcük olmaktan çıkardı. Demokrasiye atıf yapmadan geçilen bir hükümet toplantısı vb. düşünebiliyor musunuz? Yok böyle bir durum. Demek ki bir problem var ve sürekli o problemi hatırlatarak onu düzeltmeye yönelik icraatlardan söz ediliyor. Halk olarak bizler de aynı şeyi binlerce kez dinlememize rağmen tekar tekrar yinelenen vaatleri ilk defa dinlermiş gibi aşkla şevkle dinliyoruz.

Demokrasinin önce kafalarda yer etmesi gerektiğinin, davranışlara ve yaşantımıza yerleşmesi gerektiğinin en çarpıcı belirtisi de bu. Eğer vatandaş olarak bizler demokrasiyi anlayabilmiş ve gereklerini yerine getirebilmiş olsaydık, en azından elimizdeki gücün değerini bilseydik ne siyasal sistemimiz böyle olurdu, ne de ekonomik-sosyal hayatımız. Dolayısıyla demokrasi tek başına, müstakil, soyutlanmış bir şey değil, aksine her alandaki değerler birikiminin bir yansımasıdır. Ve bu değerlerin çeşitli alanlarda olduğu gibi siyaset alanında da ifadelendirilişidir.

Demokrasiye salt siyaset içinden bakınca, herkesin siyasi anlayışına, açıkcası çıkarına göre bir demokrasi fikri geliştirip ona inandığını görüyoruz. Eskiden seçimlerde tartışırdık:
"Efendim oy pusulalarında genel başkanın adı varmış-yokmuş; bir köyde bir sandık açılmamış seçip iptal edilmeliymiş; bir adayın adı yanlışmış, partinin amblemindeki hayvan sola değil sağa dönükmüş böyle de seçim olurmuymuş, bir parti sahte evrak vermiş böyle demokrasi mi olurmuş vb..." Kuralcılık içimize işlemiş. Yeri geldimi, çıkarımız oldumu kuralcı kesiliyor böylece demokrasiyi yaşatıp kolluyoruz güya. Kendimiz pişirip kendimiz yiyoruz. Buna da demokrasi diyoruz.

Daha bizim neye demokrasi dediğimiz bile belli değil. Anayasa'da değişiklik paketini TBMM'den canlı canlı izliyoruz işte...
Anayasa Mahkemesi, değişiklik paketinde geçen maddeleri Meclis'ten geçmesine rağmen iptal edebilir mi?
Kimse bunun cevabını veremiyor. Destekleyenlere göre iptal edilemez. Karşı olanlara göre, Mahkeme derhal iptal edecektir!
Sonuç: Partilerimiz kendilerine ve birbirlerine güvenmiyor ama anayasayı değiştirmeye kalkışıyor...
Demokrasi yolunda ufak ufak adımlar atılıyor, tamam kabul ediyoruz; ancak bu adımları nereye doğru atıyoruz netlik kazanmadı...
Meclis biraraya gelemezken, millet nasıl gelsin?
Birbirlerine bu kadar öfkeliyken hayırlı bir iş çıkacak mı acaba neticede? Zor görünüyor, milletçe yine dizlerimizi dövmeye hazır olalım...



YÖK daha neler…

 Murat TazegülYÖK daha neler…

 YÖK Başkanı Özcan, “Meselenin bu sefer çözüleceğine inanıyorum” diyerek bir basın toplantısı düzenledi bugün. Öğrencinin   gideceği  üniversiteyi seçmesi ve üniversitenin de okutacağı öğrenciyi seçmesi gerektiğini vurguladı. Nihai olarak yapılması gerekenin de bu olduğunu söyledi. Tabi en son söylediği doğru da şuydu: “ Bunu ne zaman uygulayabiliriz? Tabiî ki hemen değil. Henüz o noktaya gelmedik.”

Ee sonuç?
"Şöyle yapılabilir, böyle denenebilir… fırsat sunulabilir…"


Bir ticarethane mantığı ile para basan kurumlar! haline gelen dersanelere mahkum bir nesil yetişiyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) yapamadığını belki de yapmak istemediğini bunlar yapıyor. Boşluğu dolduruyorlar. Ortaöğretimden itibaren Üniversite sınavlarına odaklı bir eğitim yarışına empoze edilen gençlerin,  dersane pazarını ne kadar da büyüttüğünü hepimiz gözlemliyoruzdur. Birçok ihtiyacından kesinti yaparak çocuklarını buralara gönderen veliler yanında buna imkan bulamayanların oluşturduğu fırsat eşitsizliğini de…
Dersane bağımlılığını azaltacağım derken yeni sınavlar açarak; en fazla neti çıkarmaya kilitlenmiş bir sistemde herkes dersanelere koşuyor, bol ve farklı testler çözerek sınav pratiği kazanmak istiyor.

Milliyet gazetesinde geçen haftalarda Güngör Uras yazmıştı, gerçek bir hikaye: “Sol görüşlü güçlü bir arkadaşım var. ‘Ben devlet okulunda okudum. Oğlumu da devlet okulunda okuturum. Ben oğlumu dershaneye, kursa göndermem. O bilgi birikimi ile sınava girer. Bir devlet üniversitesini kazanır, okur’ diyordu... Oğlu lise son sınıfta iken bir gün beni aradı. ‘Ben oğlumu üniversite giriş sınavları için dershaneye  ve kursa göndermemeye kararlıyım. Ama oğlum sınavda başarılı olamaz ise ve ileride babam beni dershaneye, kursa gönderse idi ben istediğim üniversiteye girerdim der ise ben ne yaparım?’dedi. Ve yıllardır sürdürdüğü iddialarından fedakârlık etme pahasına, borç para bularak oğlunu bir dershaneye yazdırmak mecburiyetinde kaldı.”

İşte velilerin ve sistemin durumu… MEB’in başarısı, YÖK’ün çözümü…
YÖK başkanı sınav sayısını yılda ikiye çıkartabiliriz demekte… neyi çözecekse bu…

Birbirimizi kandırmayalım… Hepimiz eğitim meselesinin ülkenin en büyük problemi olduğunda hemfikiriz. Böyle geçici, günü kurtaran tedbirler yerine, gerçek manada eğitim için bir şeyler yapılmalı. 
Okumayı sevmeyen, test kitabında başkasına “kitap” demeyen bir nesille ne yapılabilir? Ortaöğretimi, rastgele kazanabileceği bir üniversite için lüzumsuz bir zaman kaybı gören bir gençlikle karşı karşıyayız. Bunlara eğitimin onurunu kurtarıcı şeyler aşılanmalıdır. Ne öğretmen, ne öğrenci okulu vakit geçirme yeri olarak görmemelidir.  Sınava kadar görülen eğitim ve öğretim anlamlı hale getirilmeli, en azından üniversiteye yerleşmede birinci derecede etkili olmalıdır. Bu durum hem öğretmenlere hem de yapılan eğitime bir ciddiyet kazandıracaktır. 

ÖSYM’nin yapacağı her yeni sınav, sistemin daha da çıkılmaz hal alması demektir. Kaş yapayım derken göz çıkarılıyor. Bunun yerine eğitimi tümüyle dersanelere bırakmak daha masrafsız olacaktır. MEB’in 27.8 milyar TL’lik bütçesini heba etmemiş oluruz böylece. 



Reklam
77°
25°
°F | °C
Partly Cloudy
Humidity: 89%
Wind: NE at 3 mph
Sun
Partly Cloudy
77 | 87
25 | 30
Mon
Sunny
78 | 87
25 | 30
Tue
Sunny
76 | 85
24 | 29
Wed
Sunny
76 | 85
24 | 29

En Son Yorumlar

  • Gözyaşı Medeniyeti
    Ömer Öztürkmen abiye Allahü tealadan şifa dilerim. Bu güzel hizmette emeği geçenlerden, başta Rahim ...
    31.07.10 16:09
  • Şenay Düdek'in Ahmet Kaya pişmanlığı
    Şenay Düdek gaza gelmiş gelmemiş,söylem iş söylememiş ne önemi var?Asıl soru sorulması gereken ''Gün...
    31.07.10 11:30
  • Gözyaşı Medeniyeti
    Gözyaşı kıymetlidir. Gözyaşı döken ondan kıymetlidir.
    31.07.10 10:30
  • Hep aşktan sorarlar...
    Daha ne denir ki? Tek kelime ile muhteşem... Abim çok özledik seni ve sesini, inşallah hayırlısıyla ...
    30.07.10 17:14
  • Kılıçdaroğlu'na dava!
    Kılıçdaroğlu çok konuşuyor, kılıçdaroğlu boş konuşuyor, kılıçdaroğlunun çıkışı saman alevi gibidir, ...
    30.07.10 01:01
  • 11 Eylül'de Kur'ân-ı Kerim yakmaya hazırlanıyorlar...
    onlar kuranı kerimi yakmaya başladıklarında bütün türk tvleri kuranın mealini tüm dünyaya duyursunla...
    29.07.10 17:23
  • Türkiye hakemi de yenebilmeli
    Kaleminize sağlık. Teşekkürler.
    28.07.10 20:38
  • Hep aşktan sorarlar...
    tadanlar için ne mutlu,tatmayanl ar için yazık böyle güzel bir duyguyu herkesin yaşaması gerek diye ...
    28.07.10 20:29
  • Hep aşktan sorarlar...
    Merhabalar yüreği ve gönlü güzel olan dost.Aşk ehline aşık Sefai ye aşkı soralım:Damarım a kan sızıs...
    28.07.10 13:32
  • Hep aşktan sorarlar...
    abi Cemal safi'nin "tek hece aşk" şiirini her gün dinliyorum ve bıkmıyorum senin sesinden... muhabbe...
    28.07.10 12:36
sikisporno izlepornoLiseli sikişporno sikişsikiştürk pornogizli çekim sikişporno izlecinsel sohbetlida