logo
Reklam

Mehmet B. Arvas



Yamalı bohça böğürlüler

 

Mehmet Bâkır ArvasMehmet Bâkır Arvas

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir



Oldum olası kendilerini farklı görme hastalığından kurtulamayanlar, kimi çevrelerce tahtası eksik diye nitelendirirler. Echelane bir kibir, her şeye ama her şeye suratsız burun kıvırma hali ile kail olmazlar ne eğriye ne de doğruya. Karınlarından konuşurlar, o yüzden şiş durur karınları hep. Büyükbaş hayvanın (inek ve dana) abur cubur yiyerek şiştikçe şişen, kurtulması için; midenin üst tarafına denk gelecek yere, iki kaburganın arasına cağ kebabı şişiyle delinerek havası pooffffff diye alınıncaya dek.


Hazmı kolaylaştırıcı soda vb. gibi içiremezsiniz bu hayvanlara. Tek çare böğürden şişlemek, ol tarif üzere. Böğürden çıkardıkları gaz biyolojik olup, kimyasallardan farklı olarak, atmosfere bir kara delik de karnı şişlerce  “hedaye” edilir.

Aksi takdirde çatlayacak hayvan!

Bir istikametleri de yok bu tiplerin. Gah tapınmışlardır kendi cinsinden bir danaya ya da ineğe, gah ram olmuşlardır farklıdır diye envai türlü naneye. “nane nane” diyerek kıvıran Ajdar şah olur bunlara farklılığıyla. 

Yargı ülkeye hak ve adaleti tesis etmesi gerekirken, CHP ideolojisinin bayraktarlığını yapmaktadır. Demokrasiye ked vuran her türlü oluşumla dirsek temasındalar, bir yandan da CHP’nin getirebileceği dosyaları beklemektedirler. İşte bütün bunlar olup biterken ülkede, yeni Anayasa paketine itiraz etmektedirler, hiçbir haklı ve geçerli mesnetleri yokken.

Yapabildikleri Erdoğan’a saldırmak dolayısı ile statükonun devamını sağlamak.

Bunlar böyle saldırdıkça, medya okur ve yazarları, onları ikna etmeye, doğrusu budur, al sana al sana dedikçe keyiflenirler, çünkü kaale alınmışlarıdır. Onların derdi ne Yargı ne de Erdoğan’dır. Yarı mantıkla önermeler yürüterek, tutarsızlıklarını açığa çıkarmaktadırlar. Tek arzuları, çıktısı olduğu mahallenin, kendisini takip etmesini sağlamak, yeni mahalleye de göz kırparak, -haydi beni vaftiz edin artık, der gibiler. 

Evet, olay bu kadar basit ve adice…

Kimse çıkıp en basitinden şu üç beş soruyu soramıyor.

Erdoğan’ın emir ve fermanıyla, kaç hâkim ve savcı atandı?

Erdoğan’ı hangi iş adamı pijamayla karşıladı, ya da karşılayabilir mi?

Erdoğan paranın üzerine resmini koyup, sıfırlar mı ekledi yoksa sadece sıfırları mı sildi?

Erdoğan uzaya çıkışınızı mı engelledi?

Erdoğan’ın önünü göremeyen koalisyonlara son vermesi mi yanlış?

Erdoğan keşmekeşliğe son vererek, şeffaf yönetim istediği için mi bu saldırılar?

Erdoğan bankaların tefecileri aratmayacak, acımasız yüksek faiz oranlarına mı razı olsaydı?

Katil suçunu itiraf ettiği halde Askeri Yargı temize çıkarmadı mı, seyirci mi kalınsaydı?

Hukuki cinayetler daha ne kadar devam etsindi?
…………………………….
İşte bu güruh yazar ve çizerler, ilgi uyandırmak adına, karşı cinslere her gün ama her gün yazılarla sarkmayı mubah görürler. Bazı ekonomi, spor ve istihbarat şef ve müdürleri ağızlarından salyalar akıtarak, gerçek imzalarını da gizleyip genç kızlara yüzlerce e-mail atma yarışındalar, buradaki gerekçeleri ne ise hayır gerekçeleri de odur; fazilet bekçilerinin...

Bedevi kadınları gibi başlarını çöl kumu rengi ve gri tonlarda şalla, kimi yörelerde dastar da denilen örtülere benzeyen, çok moda imiş gibi havasını atan ve - bakın ben farklıyım, görün beni yahu. - çölde değil de, burada gerçekten farklısın bedevi karısından farkın yok bravo. Bu eğilimdeki kadın yazarlar da karşı cinstekilerle her yönü ile örtüşmekte.
Yürekleri el versin ki, imzalarını kullanarak bir kelime bile yazamazlar, attıkları e-maillerin sadakası olsun diye.
Sizler şişi batından (karından) yedikçe, böğürden gazlarınız poofffflayacak.
Deve kadar inadınız da olsa, diz çöktürüleceksiniz.
Başka da lamı cimi yok bunun.

EVET




Mustafa Kemal’in geyik çiftliği ya da CHP

Mehmet Bâkır ArvasMehmet Bâkır Arvas

 

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

Ankara’da kurulan orman çiftliği nerdeyse cumhuriyetle yaşıt. Modern çiftliğin kurucusu Mustafa Kemal bu günleri tahmin etseydi, olacakları kestirebilseydi, bir de geyik çiftliğini kurardı ya da söz konusu çiftliği şimdikinin hektar hesabıyla bir o kadar daha büyük tutardı. Ol geyiklere çiftlik dar gelince, Ankara’nın göbeğindeki CHP Genel Merkezini mesken tuttular.

 

Kimler geldi kimler geçti…

Hiç biri bir arpa boyu yol aldırmadı ne partiye ne de ülkeye. Şöyle bir bakın, genel başkanlarından genel sekreterlerine kadar, ne evvelde ne de ahirde icraatlarına rastlayamazsınız. Bolca geyik muhabbetlerine şahit olursunuz. Baba İnönü’den oğul İnönü’ye, hele oğul İnönü’ye birçoğumuz şahittir, nasıl geyik çevirdiği biliriz. Sırasıyla Baykal, Önder Sav, Onur Öymen ve en son Gandi Kemal.

 

Bu Kemal hepsini geçti, gerek hareketleriyle gerekse gaf ve konuşmalarıyla. Gâh Cumhurbaşkanı gibi ve ondan önce resmi törenlerde vaziyet alır oturması gerektiği yerde. Gâh Gandi gibi avuç içlerini birleştirerek eğer kafasını kaldıramaz olur, öylece kala kalır, nice zaman sonra ahalinin yardımıyla kaldırıverir kafasını.

 

Geyiklerin boynuz safhasına girmeyeyim, bu sütunlar yetmez inanın. Şu kadarını söyleyeyim; iri iri boynuzlarla mutlu mesut yaşarlar, çiftlik CHP’de. Malum geyik boynuzları ısrarla ve şiddetle aranır ilaç sanayi ve parfümeri sektöründe. Ve daha birçok sektörde ham madde olarak da kullanılır.

 

Kemal’in yandaşları özellikle AK Parti muhalifi “gocaman” gazeteci- yazar abiler, Türkiye yeni bir döneme giriyor beyanlarının yanı sıra, daha o zaman hayır dilemeleri, işaret olmuştu, Kemal için yeni Anayasaya “hayır” emri. Başka seçeneği yoktu. Önder Sav’ın onayı ile manşetlerle oturtulmuştu Genel Başkanlık koltuğuna. Yeni koalisyonlar için ve ömrü en fazla iki yıllık hükümetleri kurdurtmak gayesiyle.

 

Kemal ve Önder Sav kırdıkları pot yekdiğerinden az değildir. Şu var ki, Sav ortandan kayıp olabiliyor, yok oluyor bir zaman. Kemal’in bu şansı yok, referandum dolayısıyla her gün halkın karşısında ve SSK’da iken kırdığı fındıkları bir yana bırakacak olursak, sadece mitinglerde kırdığı potlarla Sav’ı katlamış durumda. Katlayarak da devam edecek, bitimine kadar mitinglerin. Sav’ın telefonu açık bırakarak yaptığı pazarlığı, sağır sultana bile duydu.   Üstüne hiçbir argüman tanımam doğrusu.

 

Fakir fukaranın sıra beklediği bankamatik kuyruğunda, kartlarını unutsalar, vekil maaşıyla garibanlar bayramı karşılasa ne hoş olurdu. No yerine yes tuşuna basmak yerli olacaktı hani…

İşte Türk solu budur beyler. Hala solculuktan gelen bilmem ne algı ve görüş açısının genişliğinden söz edenlere ithaf olunur. Bana Önder Sav’dan daha solcu kimi gösterebilirsiniz ki?!

 

-Bu Anayasa Kaysıya, fındığa faydası var mı?

-Yok, on aylık bebekleri SSK’lı yapmaya faydası var.

-sen gel EVET de, SSK’nın daha doğmamışlara bile kıyağı olacaktır!.

 



Koçlar Kuzu olurken...

Mehmet Bâkır ArvasMehmet Bâkır Arvas

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Koçlar kuzu olurken…
Ne güzeldi eskiden, tıkır tıkır işler sistemin çarkları, al takke ver külah memnuniyeti tavana vuruyordu. Alışmıştı ahali al-ver işlerine, kuzu sessizliğiyle sadece seyredebiliyordu. Marabalaştırılan koskoca bir ülke, sadece ve ancak lütuf edilmişti bir kafa kâğıdı vatandaş dedikleri gelecekleri mahkûm edilenlere. Vatandaşın nefes alması yüce(!) katında ihsan edilmiş ve her nefes alan insanın kendilerine bahşedilen birer laik köle ve topyekûnu ile ülkesi. Kantarın topuzu da kaçmasın, bu arada dikkat ediyorum.

Köleler haddini bilmeli…
Sen kalk, doksana merdiven dayayan elitlerin cumhuriyetine çeki düzen ver. Dünya normlarına getir, yok özgürlük, yetmedi insan hakları bilmem daha neler. Olmuyor olmuyor, bu bize ters, ülkemize, bayrağımıza, Mustafa Kemale, Anayasa Mahkemesine, HSYK’a, Danıştay’a, kurdukları ekonomik çarka ve düzene de ters.

Köleler haddini bilmeli…
Cumhuriyetin ekonomik imkânlarıyla taa baştan günümüze gelen üç-beş zengin ve bunların artıkları ile beslenen beş-on kâhyadan başka hiç kimse olmamalı iş dünyamızda. Külliyen ters, laik cumhuriyetçi zihniyete sahip iş adamlarından başka iş adamları, zaten kabili mümkün olmamalı. Olursa neler olur mu diyorsunuz? Belli aralıklarla nasıl ki darbeler oluyorsa, idari yapıyı “netekim” şey etmek için, aynı o aralıklarla da ekonomik kriz peydahlanır ülkede, sistemin iş adamlarından gayrisini aynı gerekçelerle “nedekim” şey etmek, az da olsa yeni yeni tüylenen iş adamlarının tüylerini yolmak için.

Ülkemiz o kadar bereketli ki, belli sıklıkta idari ve ekonomik darbeler yaşamasına rağmen, bir Menderesi, bir Özal’ı, bir Erdoğan’ı çıkarabilmiştir. Hani Allahın hakkı üçtür derler ya, Menderes ve Özal ile çok yaklaşmıştık, ama olmadı. Erdoğan’la bu iş tamam gibi. Bu kadar emin olmamın işaretleri var çünkü AK Parti iktidarında kaç darbe planı ve teşebbüsü oldu, yapamadılar. En son dünyayı kasıp kavuran ekonomik kriz bile hiçbir varlık gösteremedi ülkede.

Hem idari hem ekonomik darbelerin olmaması tabi ki alınan önlemler, gösterilen şecaat ve cesaret etkili olmuştur. Şapka ve fötr yerine, en evvel beyaz gömlek giyilmiştir. Şapka ya da fötr alıp gidilmemiştir, her asker git dediğinde. Etro Kemalin kongrenin ilk gününde Ecevit’i taklitle şapka takması bazı çevrelere mesaj ve darbecilere ise emrinizdeyim yalakalığından başka da bir şey değildir.
   

Bunlar olup biterken, Flitsine yardım götüren gemide şehit edilen gazeteciye ses çıkarmayan zihniyet, başta Oktay Ekşi olmak üzere Silivri’yi mesken tuttular, darbeci iki gazeteci için. Bu telaşınız neden, adalete güvenmiyor musunuz? Siz Mamak, Metris ve Diyarbakır cezaevlerine bir kerecikte olsa neden gitmediniz? Hadi gitmediniz o zihniyeti neden eleştirmediniz? O zihniyet patronlarınıza üç kuruş ihale sağlayan koalisyon hükümetleri kurup, parselliyordunuz ülkeyi. Şimdi ise hiç bir yapamıyorsunuz ulufe, rant, hibe, teberru, parselasyon, avanta hiçbir şey yok, yok. Asıl derdiniz budur.
 



İmamın bürokratı; zübük siyasetin kulcağızı

Mehmet Bâkır ArvasMehmet Bâkır Arvas

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


Bürokrat denilince aklıma gelen ilk isim Kamuran İnandır. Dişileri ve İçişleri Bakanlıklarında üst düzey görevlerde bulunduktan sonra, vali düzey ve seviyesinde olanlar için kullanılan bu sıfata Kurmay muvazzaf askerler de dâhil edilmiştir. İdari ve mülki eğitimlerinin yanı sıra yıllarca bu alanda çalıştıkları için devlet tecrübesine de haiz kişilerdir.

Önüne gelen evraka saatlerce baktıktan sonra anlayan, günlerce muhasebesini yapıp hangi makama havale edeceğini çok sonra öğrenenler, Ecevit’in 40 günlük öğretmenleri ve İHO (İmam Hatip Okulu) bunlar lise hükmünde ve hüviyetinde değildir. Bilahare İHL (İmam Hatip Lisesi olmuştur). Koalisyon pazarlıkları neticesinde söz konusu bu okul mezunları ön kayıtla yüksek okul seviyesinde olan Yüksek İslam Enstitüsüne sınavsız alındıktan sonra, mezun olacakları son dönemde, bu enstitüler koalisyon pazarlığıyla İlahiyat Fakültelerine dönüştürülerek “arka bahçesi” bir güzel çitlerle çevirmiştir, lütuf ihsan ve keremiyle Erbakan’ın. Hoş bu gün de İlahiyat Fakültelerinin müfredatı İHL’den pek bir farkı yok. Bu gruptakiler bürokrat sayılamayacağı herkesçe malumdur. 

Son zamanlar da bazı köşe yazarları, Erbakan’ın imam ve müftülerine bürokrat sıfatını yapıştırınca, ben de “çakma” yı ekledim önüne bu grubun. Zorlama yorumla bir yerlerin dikkatine arz ettikleri için, kaldırıverdim halının ucundan pisliği görünsün az da olsa. Zamanı gelince tamamıyla çırılçıplak orta yerde görünecektir pislikler.


***

Geçtiğimiz hafta, İslam bilim ve teknoloji alanındaki 1000 yıllık serüveni, Sultanahmet Meydanında açılan 1001 icat sergisi Başbakan tarafından açılarak, halka bu icatları ve yüzlerce teknolojik gelişmenin alt yapısını oluşturan, o dönemin karanlık dünyasına ışık salan bilim ve teknolojisini çıplak gözle görme imkânı ve fırsatı sunuldu. Konuşmacıları tek tek zikretmeye gerek duymuyorum, hiç biri istenilen düzey ve seviyede bilimsel konuşma yapmadı. Hele ki Bakan Mehmet Aydın burada da felsefeye dalması beni iyice çileden çıkardı. Neyse ki Başbakanın konuşması bir nebze de olsa içimi ferahlattı.

Diyanetten hiçbir görevlinin olmaması dikkat çekiciydi. Çakma bürokrat imam ve müftüler ne de gerçekten sadece görevlerini hakkıyla yapan diyanet mensupları yoktu. Müzik korularını oluşturan Diyanet mensupları neden yoktular, nota, şan gibi müzik branşlarını teşvik edici hocalar neden yoktular? Esef verici…

Bin yıllık karanlık dünyaya ışık ve medeniyet saçan bize ait teknolojiyi batı öteden beri görmezden gelirken, biz de görmezden geldik. Bilim ve teknoloji alanında akademisyen bakanlarımız var, hiç olmazsa biri konuşmacı olarak katılamaz mıydı? Üniversitelerimizde hakeza akademisyenleri konuşmacı olarak çağırabilirdik, ama yapmadık, yapamadık. Bilim ve teknolojiye verilen değer bu olmamalıydı, yazık…

Başbakanın yurt gezilerine devam etmesi, siyasette gözü olan siyasi zübük imamların ki, yukarda açıklamasını yaptığım, gazete köşelerinden kendilerinden söz ettirmeleri ya da bir şekilde kendilerini fark ettirmeleri, gayretkeş davranarak bir yerde de nasıl çakma kumaş oldukları bilinen, Başbakanın ziyareti arifesinde. Önce CHP’ye ardından DP’ye kendini hissettiren, eğilip bükülen, AK Partinin ivme kazanmasıyla da – Başbakanım ben buradayım beni gör! Davranışı karikatürize etmenin zamanı gelmiştir. Diyanet teşkilatı ve sadece görevini nasıl yapabilirim düşüncesinde olanlara bir sözümüz olmaz. Şimdilik bu kadar, ilerleyen zamanlarda detayla işlenecektir bu konu. 

Not:
Sergi 3 Ekime kadar açık olacaktır.



Vicdana evet mi hayır mı?

Mehmet Bâkır ArvasMehmet Bâkır Arvas

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Eşiğindeyiz kapısının kapsamlı değişimin...

Doksan yıldır, ülkenin zindanlarına hapsedilen millet iradesi, Meclis duvarları dâhil her boş bulduğumuz tabela ve levhaya, “ Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sloganını yazmış, duvar süsü olarak okul, Üniversite ve devlet daireleri dâhil köşe yapmışız, köşeyi dönenler için, bu ve benzer sözleri.

12 Eylül 2010 Türkiye’nin idaresi kayıtsız şartsız sivil inisiyatife teslim etme vakti, zamanı ve saatidir. Referandumdan hemen sonra, Başkanlık sisteminin de gündeme gelmesi kaçınılmaz olacaktır. Demokrasi mecrasında işlemeli ki, koltuğa yapışıp kalanlar entrika ve oyunlarla yerinden edilmesin, halkın iradesi ve dünya standartlarını yakalamış yasaların ön görüsü ile olsun, her ne olacaksa. “Lafla peynir gemisi yürümez” derler ya hani, bu kadar köklü geçmişi, misyonu ve ideli olan bir ülkeyi lafla yürütmeye kalkıştılar, doksan yıldır. Sabır taşı çatladı, artık laflar yürütemez oldu bu gemiyi.
Patladı, patlayacak…

Fransız devlet adamı kendi ülkesi için, “ bu kadar çeşitli peyniri olan ülkeyi idare etmek kolay değildir.” der. Bizdeki peynir türü Fransa’nın nerdeyse iki katıdır. Lakırdı değil dediklerim, evet tam doksan sekiz çeşit peynir çeşidimiz var, lor hariç. (Dileyen Kafkas Üniversitesinin peynir ile ilgili bilimsel akademik çalışmasına bakabilir) Hayırcı güruh, önce ülkedeki peynir çeşitlerini bir görmesi gerekmektedir. Etro Kemal, Bahçeli ve ğılmanları mı bu koca ülkeyi yönetecek? Ordu ve Yargı ile paşa paşa yönetimi üleşerek, geçmişte ve günümüzde olduğu gibi yönetirler, çiftlik gibi ülkeyi.

Demokrasi, kolektif akıl ürünüdür. Ülke ortak akılla idare edilmeli, bunu başarmalıyız artık.
Türkiye despot, tek adamlık, şeflik sisteminden bir an önce kurtulabilmeli, kurtulmalı. 
Türkiye ortak akla muhtaç.

Siyasi zübükler, atanmışların yönetimine, sultasına razı olabilirler. Teamül gibi lafların arkasına sığınarak, ülke idaresini, bazı kurumlarla (Ordu ve Yargı) paylaşabilirler. Milletin yetkisini, onurunu ayaklar altına alınmasına razı olabilirler, geçmişte hep böyle oldu, bu gün de. Bu aynen devam mı etsin?! Yok, öyle yağma artık demeyelim mi?

Atanmışların seçilmişleri yönetmemesi için, vicdanların huzuru ve devletin de bu fasit daire cenderesinden kurtulması için, vatandaşı sürü gibi gören zihniyetten kurtarmak için, yeni Anayasa kaçınılmaz, elzem ve şart. Bu son silkiniş, son fırsat ve ayağa kalkması için son bir çabasıdır Anadolu’nun. Son takatidir, iliklerinde kalan çünkü.  
Söz ve karar milletindir, yetki ve yönetim de milletin olsun.
Olsun mu?..



porno izle