logo
Reklam

Hüseyin Tanrıkulu



Ahlak

huseyin_tanrikulu

Hüseyin Tanrıkulu


Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir




Bizim toplumumuz ahlak dışı tutum ve davranışları benimseyen ve bu tür
davranışları kendisine huy edinen insanlardan nefret eder. Bu insanlar
siyaset adamı ise ve memleketi idare etmeye talip ise durum daha da önem
kazanır.

Allah aşkına, “adam gibi adamsan çık karşıma, sana boyunun ölçüsünü
vereyim” diye konuşabilen ve meydanlarda üç aşağı beş yukarı bu üslupla
günlerce milletin kafasını ütüleyen bir kişinin bu çağda hoş görülmesi
mümkün müdür?

Cahil, kalitesiz, çirkin, normal bir insana yakışmayan ifadelerle siyasi
rakibine sözüm ona meydan okuyan bir kişiyi kim adam yerine koyar?

Şayet bu ahlak zafiyeti içindeki insanlar itibar görüyor ve onlardan bir hayır
bekleniyorsa, bu beklentinin sahibi toplumun topyekün tedaviye ihtiyacı var
demektir.

Bugün sizlere sadece bu kadar yazabildim. Zira sinirlerimi bozdular.
12 Eylül’e kadar televizyon seyretmemeye karar verdim.


Siyasi saçmalıklar

huseyin_tanrikulu

Hüseyin Tanrıkulu

 

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir




Türkiye Anayasa’da yapılan değişiklik ile ilgili referanduma gidiyor.

Referandumda evet yada hayır oyu vermek Ak Parti’ye yada CHP’ye oy vermek gibi gayet yanlış bir anlayışa oturtuldu. Bu hal, Türkiye’de siyaset bilincinin ne kadar sığ olduğunu gösterecek en önemli göstergedir.

Halbuki bu bir seçim propagandasına dönüştürülmemeliydi. Seçimlere henüz aylar var.

Muhalefetin sözcüleri halkın yapılacak değişiklikten haberi olmadığını iddia ederek bir nevi vatandaşa üstü kapalı hakaret etmektedirler. Zira aylardan beri yapılması arzu edilen Anayasa değişikliği hakkında önce T.B.M.M.’de cereyan eden müzakerelerde, daha sonra da bu mevzuda basın yayın organlarında düzenlenen programlarda bu değişiklikle hangi maddelerin ne şekil alacağı yüzlerce kere anlatıldı. Bu yetmiyormuş gibi günlerdir iktidar partisi tarafından gazetelere verilen tam sayfa ilanlarda değişikliğin neler getirdiği açık seçik anlatıldı. Gelin görün ki, ana muhalefet partisinin başı kafayı Başbakan’ın ayda sadece birkaç kere belki de birkaç saatliğine oturduğu kiralık havuzlu villaya taktı. Kampanya, CHP teşkilatlarının bastırıp astığı millete aşağılama ifadeleri içeren afişlerin iktidar partisi tarafından hazırlatıldığı iddiasının tamamen yalan ve iftira olduğu birkaç saat içinde anlaşılınca “çamur atma” biçimine dönüştü. CHP İstanbul İl Başkanı televizyonlara elinde afişin örnekleriyle basın toplantısı yapıp iktidarın CHP’ye karalamada bulunduğunu açıkladı. Ama kısa zamanda bu afişin CHP’li Avcılar Belediyesi tarafından bastırılıp bilboardlara astırıldığı ortaya çıktı.

Kılıçdaroğlu kelimenin tam anlamıyla mat oldu.
Muhalefetin başı aynı gün Kocaeli’ndeki mitinginde hükümete “Recep Bey’in kulakları büyük, bu hükümet telekulak hükümeti” diyerek son derece seviyesiz ifadeler sarf etti.

Bunlar Anayasa’da yapılan değişiklikle alakalı olduğu hiçbir akıl sahibince kabul edilmeyecek seviyesiz siyasi gayretler olarak siyaset tarihimize geçmiş olacak.

Yıllardır bu ülkede seçimler ve referandumlar yapılmaktadır. Ama herhalde bu referandumda ana muhalefet partisi başkanının sürdürdüğü gibi alakasız ve kalitesi düşük bir propaganda kampanyası hiç olmamıştır.

MHP’nin bu kampanyadaki halini yorumlamaya şahsen bizim vicdanımız el vermemektedir.
Devlet Bahçeli, Kılıçdaroğlu’nun gölgesinde ve arkasında milyonlarca Türk Milliyetçisini hayal kırıklığına uğratan bir politik debelenme göstermiştir ki, hem kendisine ve hem de partisine yazık etmiştir.

Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi temelinde dava şuuru olan müspet yaklaşımlarıyla Türk Halkı’nın takdirini toplamıştır. Herhalde bu referandum sonunda beklentilerinin aksine hayal kırıklığına ve moral bozukluğuna uğrayacak olan iki parti başkanı Kılıçdaroğlu ve Bahçeli olacaktır.

Neticenin bunun aksine çıkması ise asla mümkün değildir. Bu yazıyı bir kenara kaydedin. 13 Eylül günü inşallah sizlere yeniden okumanızı hatırlatacağız.

-------
Değerli okuyucularımızın mübarek Kadir Gecesi’ni tebrik ediyor, tüm Müslüman kardeşlerimize saadet-i dareyn niyaz ediyorum.


Hüseyin TANRIKULU


Kanser


huseyin_tanrikulu

Hüseyin Tanrıkulu

 

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir




İnsan vücudunun temel yapı malzemesi olan hücrelerin istemediği halde bir nevi çoğalıp sağlık dediğimiz nimete karşı ayaklanmaları kanser olarak biliniyor.

Günümüzde insan sağlığını bozan dış etkenler vücut üzerinde olağanüstü yıpratıcı bir etki meydana getiriyor. Kanser bir nevi hasta hücrelerin süratle çoğalması ve vücuttaki herhangi bir organı işgal ederek fonksiyonunu icra edemez hale getirmesi, yani organları tümüyle devre dışı bırakmasıdır.

Günümüzde kanserin diğer hastalıklar gibi tedavi edilebildiği bilinmektedir.

Bu satırları yazanın 24 Nisan 2004 tarihinde mide kanserine yakalanıp radikal bir gastrektomi ameliyatı geçirdiğini bir çok dostumuz bilmektedir.

Şimdi kanser sebebiyle tamamen alınan midemin yerini onun onda biri kadar bile olmayan ve bir parça bağırsaktan yapılan yapay mide almıştır. Tabii ki, bu yapay mide asıl mide gibi öz sular imal etmiyor. O sebeple yediğimiz yemekler ancak ilaç yardımıyla hazmedilebiliyor.

6 seneyi aşkın zamandır yer yer sıkıntılı bir gıda alma durumu mevcut. Her şeye rağmen şükürler olsun tek şikayetimiz 2004’ten bu yana oruç tutamamaktan ibarettir.

Hastalıklar bizim anlayışımıza göre vücudun zekatıdır. Eğer insanlar hasta olmasa sağlığının kıymetini hiç bilmezler.

Sigara, içki, bozuk beslenme alışkanlıkları ve de günümüzde kanserojen madde ihtiva eden gıdalarla kansere yol açan çevre etkileri milyonlarca insanın bu hastalığa yakalanma riskini arttırmaktadır.

Kanserden korkmamak gerekiyor. Geç kalmaktan korkulmalıdır. Hastalığın erken teşhisi kısa süreli tedavi ile şifa sağlayabilir. Geç kalındığı takdirde ise hem ağır tedavi sebebiyle ve hem de gerektiğinde ağır operasyonlar zorunlu geldiğinden bu hastalıkla mücadele zorlaşmaktadır. Tedavisi ise hayli ağır masrafları gerektirmektedir. Kemoterapi ve gerektiğinde radyoterapi uygulanan herhangi bir kanser hastası için Türkiye’de devletin milyarlar harcadığı bilinmektedir.

Bu yazıyı Amerika’da yaşayan meşhur Türk doktoru Mehmet Öz’ün bağırsaklarında kansere rastlanması haberi üzerine yazdık.

Mehmet Öz, sağlıklı beslenme ve sağlıkla yaşama konusunda Amerika başta olmak üzere, tüm dünyaya faydalı konferanslar veren, medyayı bu sahada en iyi kullanan çok sevimli bir bilim adamımızdı.

Kendisinde kansere rastlanması üzerine “Çok dikkat ederek yaşıyorum. Ama risk altındayım. Ancak tedavi olabilirim. Hastalığı yenme şansım %80’dir. Ama ilk duyduğumda neden böyle bir şeyin başıma geldiğini sorgulamıştım.” demiş.

Buradan kendisine acil şifalar dilerken, insanın kanserden değil, ömrü bittiği için ve vadesi geldiğinde öleceğini, vade gelmeden hiçbir sebep ve saikin insanı öldüremeyeceğini hatırlatmak isteriz.

Bizimle beraber aynı zamanda ve aynı hastanede, aynı doktorlara ameliyat olan 6 kanser hastası arkadaşımız Rahmet-i Rahman’a kavuşmuştur. Biz yaşıyoruz. Demek ki, vademiz gelmemiş.

Ramazan Bayramı yaklaşırken oruç tutabilen aile efradımız ve çevremizdeki Müslüman kardeşlerimiz haklı bir heyecan içindeyken biz anlatılması zor bir üzüntü ve ızdırap duymaktayız.

Bu yazı vesilesiyle kansere düçar olmuş hasta kardeşlerimizin bizi hatırlayıp morallerini yüksek tutmasını tavsiye ederiz.

Unutulmasın ki, hep hasta olan değil, vadesi gelen insan aramızdan ayrılmaktadır.




Küfürün Tellalı Olmak

huseyin_tanrikulu

Hüseyin Tanrıkulu

 

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir




Hayatınızın önemli bir bölümünü esasen gerçek tefekkür mesleği olan gazetecilikle geçirirseniz ve de bu mesleği hep insanlığa yararlı olacak müspet bir çizgide sürdürürseniz bu meslekte işlenen hataları kolayca görürsünüz.

Doğru haberin, doğru fikrin, doğru bilginin naşiri olmak gazetecilikte müspet çizgide olmak demektir.
Ahlaksızlığı, küfrü, maneviyat düşmanlığını, millet düşmanlığını, devlet düşmanlığını kendine iş edinen gazete ve gazeteciler yok mudur? Maalesef vardır.
Gazetelerin editörlüğünü yapan kişiler yayınladığı yazı ve haberlerin okuyuculara fayda yerine zarar vereceğini hesap etmek gibi bir sorumluluk taşımalıdırlar. Günümüzde böyle bir sorumluluğu hakkıyla idrak eden meslek erbabı fazla kalmamıştır.
Bu gerçekten üzüntü verici bir durumdur.

Şimdi size gazetelerde yer verilen bir haberi ve bu haberin yayımlanmasındaki sorumluluk zafiyetini arz edeceğim.
İngiliz bilim adamı sıfatıyla tanıtılan ama aslında müspet ilimle hiç alakası olmadığı bu haberdeki görüşleriyle gayet net bir şekilde anlaşılan Stephen Hawking yeni bir kitap hazırlamış. Kitaptaki görüşü tamamen Allah’ı inkar ekseninde ortaya konulmuş.
Allah’ı inkar etme aptallığına ve cehaletine boğulan bu sakat kafirin The Grand Design isimli kitabı bir hafta sonra piyasaya sürülecekmiş. Bu kitapta Hawking özetle haşa “kainatı Allah yaratmadı. Her şey kendi kendine oluştu.” fikrini savunmuş.
Gazetelerimizden birisi bu haberi şöyle duyuruyor:
“İngiliz bilim adamı Stephen Hawking, yeni çıkan kitabında "Nasıl ki Darwinizm biyolojideki yaratıcı ihtiyacını sona erdirdi, yeni fizik teorileri de evrenin oluşumu konusunda yaratıcının rolünü gereksiz kılmıştır" dedi.

Hawking'in gelecek hafta yayımlanacak olan 'The Grand Design' adlı kitabından alınan alıntılarda, "Evrenin bir yaratıcıya ihtiyacı var mı?" sorusunu soran Hawking "Yerçekimi gibi bir kuvvet olduğu için evren kendi kendini hiçten yaratabilir ve yaratacaktır" ifadesini kullanıyor. Kitap, Newton'ın yerçekimi teorisinin yapı sökümünü hedefliyor. Hawking’in bu kitabı daha önceki çalışmalarındaki dinle ilgili görüşlerinden çok farklı. Hawking 'Zamanın Kısa Tarihi' adlı kitabında, Tanrı'nın bilimin evrene yaklaşımıyla uyumsuz bir fikir olmadığını yazmıştı. 1988 tarihli çok satan kitabında Hawking, "Eğer tam bir teori kurabilirsek bu insan mantığının zaferi olur, böylece Tanrı’nın aklını da anlayabiliriz" demişti.”

Şimdi bu haber neden alelacele bizim toplumumuza duyurulmuştur?

Hiçbir değeri olmadığı haberden de rahatça anlaşılan bu inkarcı ve sapık görüşlerin maalesef bizim toplumumuzda da yer yer rastladığımız inkarcıların küfrünü katmerleştirmeye yarayacak nitelikte negatif bir haber olduğu yayımcılar tarafından acaba neden düşünülmemiştir?
Kainatta her şeyin kendi kendine oluverdiğini kabul edecek kadar müspet bilimden nasibini almamış olanlar günümüzde de kendilerine hizmet edecek bir sürü aptal bulabiliyorlar. Mükevvenatı bidayeten bir mutlak Yaratıcının var ettiğine inanmamak gibi bir ahmaklık artık değil bir bilim adamının, sıradan aklı olan bir insanın dahi kabul edemeyeceği durumdur.

Kafirin küfrünü yaymak kadar çıplak gözle görülebilecek bir ahmaklık ve aptallık düşünülemez.
Hak ve hakikati inkar edenler nedense hep İngiltere’den çıkar. Kuran-ı Kerim’deki ayetlerle ilgili olarak sapıkça bir kitap yayınlayan çağımızın tanıdığı sapıklardan birisi de Salman Rüşti’dir. O da İngiltere’nin kanatları altında korunmaktadır.
Bu sapıkların ortaya attıkları görüşlerin tartışılması dahi tehlikelidir. İnsana manen büyük zararlar verebilir. O sebeple, itibar edilmemesi şart ve elzemdir. Bu fikirleri toplumumuza yaymak ve bu türlü haberlere yer vermek küfre tellallık etmektir.

Hüseyin TANRIKULU


İnsan olmak!..

huseyin_tanrikulu

Hüseyin Tanrıkulu

 

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

İnsan, Yüce Yaratıcımız Allah’ın özenerek yarattığı mahlukatın, yani yaratılmışların en şereflisidir. Eşref-i mahlukattır. Ayrıca yaratılmışların en mükemmel olanı, yani ekmel-i mahlukattır.
Bu önemli tariflere göre insan, en mükemmel ve en şerefli “yaratılmış”tır.
Peki çevremize bir bakalım; ne kadar şerefli ve mükemmel varlıklar görebiliyoruz?
Kur’an-ı Kerim’de insanı tarif eden ve insanların nasıl olabileceklerini bildiren çok sayıda ayet-i kerime vardır.
Esasen Kur’an son semavi kitap olarak insanların nasıl olmaları gerektiğini ve ne şekilde davranıp, hayatlarını hangi biçimde idame ettirmeleri icabettiğini bildiren ve neticeleri de işaret ve ihtiva eden ilahi bilgi hazinesi değil midir?
Bizim bilmediğimiz alem-i gayb’ın ve bilebildiğimiz alemlerin tamamının neden ve niçin yaratıldığını sorduğumuzda ilim erbabından alacağımız cevap: Tüm alemlerin insan için var edildiği şeklinde olacaktır.
İşte insan bu kadar şerefli bir yaratıktır.
Allah Teala’nın tüm kainatı bir tek en  sevgili kulu ve Resulü olan Hazret-i Muhammed için yarattığını bildirirken, hiç şüphesiz, bu kainat dediğimiz varlık alemini insanlık için yarattığını ve insanoğlunun hizmet ve istifadesine uygun olarak var ettiğini bildirmiş olmaktadır.
Yani, Peygamberimizin şahsında tüm insanlık kasdedilmiştir.

Evet, şimdi tekrar bakalım etrafımıza ve dönüp bir de kendimize bakalım.
Nasıl insanız biz?

Kur’anı Kerim’in bazı yerlerinde aynı zamanda insanın bazen akla gelebilecek en yırtıcı hayvandan daha tehlikeli olabileceği de bildirilmiştir.
Bakalım etrafımıza en tehlikeli ve yırtıcı mahluktan daha tehlikeli ama  insan kılığında mahluklar yok mu?
Var var..Hem de çok sayıda..
Onlara da insan diyoruz.
Aslında onlar, hayvan-ı natık’tır.. Yani konuşan hayvan.

***

Demek oluyor ki, insan olmak ve insan gibi hayat sürdürmek öyle kolay değil.
Her şey olunabilir.Her sıfat kazanılabilir, her mevkiye ulaşılabilir.Bütün bunlar insanoğlunun yapabileceği ve başarabileceği şeylerdir.
Gelin görün ki, ne olursanız olun,hangi sıfatı kazanırsanız kazanın, size hangi makam ve mevki verilirse verilsin, eğer gerçek bir insan değilseniz, o zaman konuşan hayvandan öte gerçek bir sıfatınız da olamaz.
İster Vali olun, ister kaymakam, ister Milletvekili, ister Belediye Başkanı.. Ne olursanız olun..
Önce insan olun!..
Gerçek anlamda insan olamıyorsanız, konulmuş isminize giydirilen sıfat kalktığında size herhangi bir  hayvan kadar değer verilmez..
Hatta insan olmadığınız anlaşıldığı anda o sıfatınız isminizin önünde iken dahi, hiçbir saygı göremezsiniz.
Herkes size kötü gözle bakmaya başlar.
Kendinize dönüp, nefis muhasebesi yapmaya kalkışsanız, nefsiniz ve hırsınız aklınızın önüne geçtiği ve tamamen canavarlaştığınız için düzelmeniz mümkün olamaz.
Ne zaman ki, verilen sıfatlar alınır, çırılçıplak bir deli gibi ortada dolaşır durusunuz.
İşte o zaman da kimse size acımaz!..
Allah kimseyi yaşadığı cemiyetin verdiği sıfatları nefsi ve basit çıkarları uğruna harcayanlardan etmesin.



porno izle