logo
Reklam

Siyaset Gündemi

MHP'nin başına "Vural!"

CHP’nin başına gelen MHP’nin de başına gelecek!.. MHP de kendi içinde kaynıyor!..


Devlet Bahçeli'nin yerine Oktay Vural senaryosu nereden çıkıyor?..

Anayurt gazetesinde yazı yazan Muhsin Akıl isimli kişiyi biliyor musun” dedi muhatabım...


Ankara’da siyasetin tam göbeğinde bir milletvekiliydi ve Muhsin Akıl’ın yazısını çok önemsiyordu...


Ne böyle bir adı duymuş, ne de yazısını okumuştum...


“CHP’deki değişikliği, Deniz Baykal’ın ayrılıp, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olacağını iki ay öncesinden yazdı... Şimdi de Devlet Bahçeli’nin ayrılıp, Oktay Vural’ın Genel Başkan olacağını yazıyor” dedi...


Komplo teorileri Fehmi Koru’nun işi benim değil...


Ancak muhatabım Ankara’da CHP’nin göbeğinde bir milletvekili olunca, söyledikleri merak uyandırmaya başladı...


Çalışma masama döndüğümde, kendimi ister istemez Anayurt gazetesi isimli internet portalında buldum...


***


Adı geçen yazar, Sadettin Tantan’a yakın görünen bir yazar...


Ancak “kehanetleri” siyasi kimliğinden kaynaklanmıyor...


İlginç bir özgüvenle arka arkaya siyasi kehanetlerini sıralıyor:


“Sizler de hatırlayacaksınız: 22 ve 23 Mart’ta (yani değişimden iki ay önce) CHP’de büyük bir deprem yaşanacağını, bu deprem sonrasında CHP genel başkanı Deniz Baykal’ın istifa ederek yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olacağını yazmıştım! Bu yazım bir hayli ses getirdi!.. Getirdi ama iş işten geçtikten sonra! At’ı alan Üsküdar’ı geçmişti! Çünkü; iddiama hiç kimse inanmamıştı!.. Hatta hayal ürünü, komplo teorisi diyerek gülüp geçmişlerdi!.. Maalesef iddialarım doğru çıktı!.. Yahu, bugüne kadar Anayurt’ta hangi iddiam doğru çıkmadı ki!..”


***


Milletvekili muhatabıma göre, Türkiye’de kartlar yeniden karılıyor ve yeni dağılımda, AKP, CHP ve MHP önemli değişikliklere gebe...


CHP’deki değişim oldu...


Sırada MHP ve AKP var, Muhsin Akıl’ın “siyasi kehanetlerine” göre...


“Tek üzüldüğüm” demiş “Üç aydır yazmıyorum, Saadet Partisi’ndeki büyük yol ayrımını ve parçalanmayı yazamamam olmuştur! Oysa ki bizim çok önceden haberimiz olmuştu! Saadet Partisi’nde daha neler olabileceğini de tahmin edebiliyorum! Milli Görüş yok olmaya yüz tuttu! Ve tarihe karışıyor! Milli Görüş içten içe çöküyor ve çökertiliyor! Hem de kendi elleriyle... Büyük Kongre yakın! Numan Kurtulmuş’un işi zorlaştı! Ya yola devam diyecek ya da AKP ile birleşecek!..”


***


Muhatabımın dikkatimi çekmesini istediği şey MHP’deki değişimle ilgiliydi...


Hatay’da İnegöl’de ağır tahriklerin olduğu ve çatışmaların çok tehlikeli bir boyuta sürüklendiği günleri yaşıyoruz...


MHP’nin içinde neler olduğu, çok ama çok önemli...


“Şimdi ise yeni iddialarımı sıralayabilirim” diyor Muhsin Akıl;


“CHP’nin başına gelen MHP’nin de başına gelecek!.. MHP de kendi içinde kaynıyor!..


Görün bakın önümüzdeki günlerde büyük bir deprem de MHP’de yaşanacak!..


Devlet Bahçeli gidecek yerine Oktay Vural gelecek!.. Tabii ki MHP’de yaşanacak deprem CHP’ninkine benzemeyecek!.. MHP’ninki çok daha farklı olacak!..”



***



Neden MHP ve Devlet Bahçeli?..


Muhatabıma göre, Devlet Bahçeli, MHP’li gençleri sokaktan çekip alan lider...


Bahçeli’nin liderliğinde MHP’nin gençlik kolları eski günleri hatırlatan sokak ve şiddetten uzak tutuldu...


Türkiye’nin “Bir iç çatışmaya sürüklenmesi için tezgahların olduğu hassas günlerinde neden şimdi de MHP’de bir operasyondan söz ediliyor...”


Oktay Vural benim televizyon programlarıma katılmış, ne söylediğini iyi bilen ve tartan bir kimlikti...


Kimse Oktay Vural’ın farklı bir tutum alacağını söyleyemez, ama bu senaryolar nedir, insanın midesini bulandırıyor...


Muhsin Akıl’ın AKP’yle ilgili de kehanetleri var, ama milletvekili muhatabım MHP’dekileri çok önemsediğinden, bugünlük bunları aktarmayı daha doğru buldum...


Bana fikrimi mi soruyorsunuz?..


Ben siyasi komplolara inanmam...



Referandumda 27 Mayıs da oylanıyor

mahkeme-savci-yakaDemokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Osman Can Star Gazetesi Açık Görüş bölümüne yazdığı yorumda referandum için 'Sadece "12 Eylül" değil "27 Mayıs" da oylanıyor' dedi .

Referandumda oylanacak birinci konu, egemenliğin asker-sivil bürokrasiden ulusa geçmesi, ikincisi 27 Mayıs'la üretilen bürokrasinin siyaseti belirleme kültürünün sona ermesidir.

Geçen haftaki yazımızda (22.07)12 Eylül2010 tarihinde oylanacak birinci konunun egemenliğin asker ve sivil bürokrasiden ulusa geçmesi olduğunu dile getirmiştik. Egemenliğin ulusa ait kılınmadığı yerde, ‘herkes'in temel hakkının korunamayacağı, korunmaya değer görülmeyeceği Türkiye örneğinde sıkça rastlanılan bir durumdur. Alevi'nin cemevi talebinin, “cemevi ibadethane değildir, o halde ibadet özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez” söylemiyle; Kürtlerin demokratik taleplerinin “olmayan insan hakları sorunu oluşturmak suretiyle ayrımcılık yapmak” biçiminde, başörtülülerin taleplerinin “başörtüsü takmak bir özgürlük kullanımı değil, cumhuriyete başkaldırıdır” şeklinde anlaşıldığı bir ülkede yaşıyoruz.

Egemenlik belirli bir zümrenin elinde olduğu sürece, topluma ait özgürlük talepleri tehdit olarak algılanacak, özgürlük belirli bir yaşam tarzına sahip olanların bu tarzı sürdürme ayrıcalığının rafine bir ifadesine dönüşecektir. Oysaki yalnızca bir toplumsal kesime ait ayrıcalık özgürlük değildir, bu ayrıcalığın egemen bir siyasal söyleme ve zorlayıcılığa sahip olması ise demokrasi değildir. Görüntüde çalışan bir parlamento, serbest seçimler yoluyla ortaya çıkan bir hükümet olsa da, temel siyasal kararları almaktan yoksun bir iradenin ‘egemen' olduğundan söz edemeyeceğiz. İşte yeni anayasa değişikliği, askeri yargının görev alanını daraltma, tüm askeri rütbelerin hukuk devleti gereklerine uygun olarak yargılanabilirliğini sağlamakla askeri alandaki denetimsizliğe son vermektedir. Diğer yandan yetersiz de olsa demokratik yargıda meşruiyetin sağlanması yoluyla, yargının ideolojik kapalı alanlara mahkûm olmaktan çıkarılması ve toplumsallaşması mümkün hale getirilmektedir. Bu da yargı ekseninde Avrupa'da 65 yıl önce gerçekleşmiş bulunan ulusal egemenlik ilkesinin yaşama geçmesini kısmen sağlamaktadır.

Türkiye siyasal kültürü, kuruluştan bu yana demokratik bir sürecin belirleyici olmadığı bir kültürdür. Kuruluş döneminin olağanüstü koşullarındaki mazur görülebilirliğini bir yana bırakırsak, bu kültürü inşa eden kurumsallaşmanın27 Mayısdarbesiyle ortaya çıktığını açıkça ifade etmek gerekir. 27 Mayıs Darbesi, Meclis iradesini belirleyici olmaktan çıkarmış, siyasi partilerin varlığını devam ettirmelerini, darbe ideolojisine ve orduya sadakate bağlamış, aksi yönde davranma eğilimindeki partileri ise kapatmayla tehdit etmiştir. Nitekim 1961 Anayasası döneminde ağırlıklı olarak ideolojik gerekçelerle altı siyasi parti kapatılmıştır. Bu durum siyasi partilerin varlıklarını devam etmek için, toplumsal taleplerden çok, bürokratik ve militer hassasiyetlere odaklanmalarına yol açmıştır. Siyasi parti temsilcileri genel seçimlerin ardından Ankara'ya geldikleri andan itibaren Ankara'nın üniformalı-cüppeli realitesiyle karşılaşmaktadır. Partiler ya onlarla çatışır ve kapatılır, yer altına itilir; bir ihtimal daha güçlü bir şekilde iktidar olur. Ya baştan onaylıdır ve sistem taşıyıcısıdır. Ya da zaman içinde sistemle uzlaşır. Bu durumda süreç içinde tükenir.

Siyasete büroratik kıskaç

‘Uzlaşma ve onay' seçeneklerinde bürokratik kıskaç içindeki siyasi partiler toplumsal dinamiklerden beslenmediğinden, yani “siyaset yapamadığından” dolayı siyasette yozlaşma ve etik dışı operasyonların merkezine dönüşmeye başlarlar. Siyasi partilerleekonomiarasındaki ilişki, bütçe kaynaklarının paylaşımıyla sınırlı bir ilişkidir. “Derin devlet” yapılanmalarının sivil uzantılarının ortaya çıkmasını bu bağlamda irdelemekte yarar vardır. Anayasa değişikliğiyle, bürokrasi önemli ölçüde siyaseti belirleme imkanını yitirecek, ve demokratik siyasetin uygulayıcısına dönüşmeye başlayacaktır. Bu, siyasal algı ve kültürde ciddi dönüşümlere yol açar.

İlk olarak siyasi partiler toplumsal dinamiklerden beslendiğinden ve toplumsal taleplere karşı hiçbir bahaneleri kalmadığından dolayı, siyasetin işleyişi Ankara'dan yerele doğru değil, yerelden Ankara'ya doğru işlemeye başlar. Siyasi partilerin sorumluluk üstlenme süreçleri başlar. Bu siyaseti normalleştirir.

Topluma yabancılaşan siyaset

İkinci olarak, bu sorumluluk ekonomiyle ilişkiyi de demokratik ülkelerdeki standartlara çekmeye başlar. Siyasi partiler ulaştıkları toplumsal onay ölçüsünde zenginleşir, bu ölçüde ekonomik kaynaklara hükmeder. Ekonomi aktörleri ise bu eksende siyasi partiler ile iletişim kurur. Yani Ankara'da bütçenin bürokrasi pazarlıklarıyla paylaşımı üzerinden yürütülecek bonapartist siyasete imkan kalmayacak, ekonomi yönetimi, kamusal-toplumsal denetim ve etkileme süreçlerine bağımlı hale gelecektir.

Üçüncü ve daha önemlisi, Türkiye özelinde, bazı siyasi partilerin bürokrasiyle aralarındaki ideolojik özdeşlik nedeniyle siyasal muhalefetlerini, kimi zaman açık veya örtülü bir askeri müdahaleye teşvik veya Anayasa Mahkemesi'ne başvuru üzerinden yaparlar. Toplum eksenli siyaset yapma ihtiyaç ve alışkanlığını ortadan kaldıran bu eğilim, söz konusu partilerin siyasal muhalefetini yok eder. Türkiye'de sol muhalefetin ortaya çıkmamasının bununla ilişkisi üzerinde durmak gerekir.

Diğer yandan da daima etkin bürokratik engeller, ideolojik-siyasal yargı engelleri nedeniyle toplumsal eksenli siyaset yapamayan, elindeki iktidar imkanlarına rağmen toplumsal taleplere yanıt veremeyen iktidar partisi, süreç içinde, muhalefet partisi/partilerinde olduğu gibi, topluma yabancılaşmaya başlar. Kimi durumda bu, siyasetin sertleşmesine, daha güçlü ve radikal iktidarların doğmasına yol açar, kimi zaman da partinin Ankara'ya teslim olmasına ve ardından yozlaşmasına yol açar.

Kesin olan şu ki, iktidar veya muhalefetiyle siyasi partiler topluma yabancılaşır. Demokrasi ve özgürlük taleplerinin seçimler yoluyla ortaya çıkmış temsilciler tarafından yerine getirilme olanağının kalmadığını gören toplum da yalnızca siyasi partilere değil, siyasete, parlamentoya ve demokrasiye yabancılaşır. İşte bu yabancılaşma, olağanüstü yönetimlerin, iç kargaşaların nedeni ve tabii ki darbelerin de beslendiği önemli bir kaynağa dönüşür. Türkiye gibi, asker-sivil bürokrasinin devletin tüm etkin unsurlarını bağımsız şekilde kullanabildiği ülkelerde, bu yabancılaşmanın biraz da “kurumsal” olarak üretildiği söylenebilir.

Dolayısıyla referandumda oylanan ikinci konu, 27 Mayıs Darbesiyle üretilen bu yabancılaşma kültürünün sona ermesi ve demokratik bir devlet kültürüne imkan tanınmasıdır. Türkiye hak edilmemiş iktidar ve muhalefet kültürünü tarihe gömme aşamasındadır.


AK Parti işbirlikçisi ''muhturac'' CHP'liler

kemal-kilicdaroglu-meclisCHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Erdoğan ve Büyükanıt, 27 Nisan e-muhtırası için işbirliği yaptı” iddiasında bulundu ama o dönem CHP'nin genel başkanı ve sözcüleri muhtıraya selam durup, alkış tutmuştu. İşte o sözler:

NTV'de katıldığı programda "O e-muhtıra AKP'nin tekrar iktidara gelmesi için konmuştur oraya. Mağdur edebiyatı için konmuştur oraya. Büyükanıt'la Erdoğan işbirliği yapmışlardır o olayda. Çıksınlar "Biz işbirliği yapmadık desinler." diyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yine  gündem oluşturmayı başardı ama yürüttüğü mantıkla da partisini ve önemli kurmaylarını AK Parti işbirlikçi yapmış oldu.

Genelkurmay Başkanlığı'ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerini gözönünde bulundurarak, "iktidara laiklik ayarı" çekmek için yayınladığı 27 Nisan E-Muhtırasının hemen ardından değerlendirmede bulunan CHP'lilerin sözleri, Kılıçdaroğlu'nun teziyle çatışıyor.

Dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Selvi, Parti Sözcüsü Mustafa Özyürek, Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen ve o dönem Cumhuriyet mitinglerini organize eden 22 Temmuz'da da CHP'den Milletvekili seçilen Nur Serter, 27 Nisan E-Muhtırasına alkış tutan sözler sarf etmişler...

Dönemin CHP Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Selvi:

"BUNDAN DERS ÇIKARMALILAR"


Genelkurmay Başkanlığının açıklamasını Selvi, ''Arzu edilmeyen bir şey ama bunu zorladılar'' dedi.  CHP'nin son dönemde yaptığı uyarıların AK Parti iktidarı tarafından dikkate alınmadığını savunan Selvi, ''Çoğunluğum var diye, Anayasa ve yasaları zorlayanlar, bundan gerekli dersi çıkarmalıdır'' diye konuştu. Selvi, açıklamanın, cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili Anayasa Mahkemesine yapılan başvuruyu etkilemeyeceğini ifade ederek, ''Anayasa Mahkemesi önceden ne karar verecekse, yine aynı kararı verecektir'' dedi.

Dönemin CHP Parti Sözcüsü Mustafa Özyürek:

"BU BİR MUHTIRA"

"Bu bir muhtıradır. Hükümetin bunun gereğini yerine getirmesi gerekir. Genelkurmay Başkanı 12 Nisan’da bir açıklama yapmıştı. Bu açıklama hükümet tarafından anlaşılmadı. Daha net bir şekilde anlatmak yoluna gittiler” değerlendirmesini yapmıştı.”

Dönemin CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen:

"ALTINA İMZA ATARIZ"

"Genelkurmay'ın tespitleri bizim teshillerimizden farklı değildir. Altına imzamızı atarız. 'Ne mutlu Türküm diyene' sözünü kimse küçümseyemez ve bunu küçümseyenleri devletin düşmanı sayarız. Türkiye'yi Atatürk düşmanlarına teslim etmeyeceğiz."

Dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal

"HALK YÖNETİME SAHİP ÇIKMADI"


"Bu tablonun değişeceğini meydanlar gösterdi. Müdahaleye uğrayan yönetime halk sahip çıkmadı. Halkımız devlet organlarıyla çatışanlara sahip çıkmaz. Bu ortamda mağduriyet yok dayatma var. Anayasa Mahkemesi 367 kararını onaylamazsa ülke çatışmaya gider. (...) Türkiye'de belki ilk kez uzun bir süreden beri devletin Anayasal kurumlan, ülkemizin geleceğiyle ilgili kaygılarını, şikâyetlerini açıkça ifade etme ihtiyacı içine girmişlerdir. Devletin Anayasal kurumlan yüksek sesle kaygılarını paylaşma zorunluluğu ile karşı karşıyadırlar."

Dönemin Cumhuriyet Mitingleri organizatörü CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter:

"TÜRK ORDUSU ÇOK YAŞA"

“Genelkurmay Başkanı'na "memur" diyen bir zihniyete karşı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin önünde, şanlı ordumuzun önünde saygıyla eğiliyoruz. Türk ordusu çok yaşa. Türk ordusu, 27 Nisan'da bizim sesimizi duymuş, bizim sesimize sahip çıkmış, demokrasiye sahip çıkmıştır. 27 Nisan'da Türkiye Cumhuriyeti'nin gerçek iradesine sahip çıkmıştır.”




Kılıçtaroğlu: Oy artışı olmazsa bırakırım

kemal-kilicdaroglu1Deniz Baykal'ın Nesrin Baytok'la birlikte olduğu iddia edilen kaset skandalının ardından bir anda kendisini CHP Genel Başkanlık koltuğunda bulan Kemal Kılıçdaroğlu, “Genel Başkanlıkta oturma” kriterini açıkladı.

Okan Konuralp'ın haberi

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Genel Başkanlıkta oturma” kriterini, “Belirgin bir oy artışının sağlanmasıdır. Oylarınızda anlamlı bir artış yoksa seçimde başarılı sayılamazsınız. Örneğin oyların yüzde 21’den 23’lere yükselmesi başarı olarak kabul edilemez. Tabanımızı ve aydınlarımızı tatmin edecek bir oy artışı başarıdır. Amacımız birinci parti olmak, hedef de iktidarı kurmak” diye açıkladı.

Referandum tahmini

“Tüm ilan tahtaları AKP tarafından tutulmuş. Devletin valisi, kaymakamı AKP görevlisi gibi çalışıyor. Ancak referandumda çok büyük bir ihtimalle ‘Hayır’ oyu çıkacak. Referandum sürecinde toplam 65 ile gidecek, neredeyse her yerde olacak ve halkımıza ‘Hayır’ gerekçelerimizi anlatacağız. Güneydoğu’da Batman, Siirt ve Mardin’e gideceğiz. Hafta sonu da Sayın Başbakan’ın memleketi Rize’de olacağız.

İnanç problemleri

Kürt sorunuyla ilgili yeni bir rapor hazırlanması için çalışmalara başladık. Arkadaşlarımız 3 ile gittiler. Gezileri sürecek, kısa sürede rapor tamamlanmış olacak. Kürt sorununun yanı sıra ‘Türkiye’nin inanç problemleri’ konusunda da bir çalışma başlattık. İnançlarla ilgili temel problemlerin belirlenmesi ve çözüm önerilerimizin ortaya konması açısından bu çalışma önemli olacak. Kürt sorununu da türban sorununu da CHP iktidarında çözeceğiz. Bu bir niyet beyanıdır. İktidara gelince nasıl çözüleceğini halkımız görecek. İktidara gelince devletin tüm kurumlarının da bilgisini alarak bu iki sorunu da çözeceğiz.

Davaları idare AKP’den

Ergenekon sürecinin savcısı (Başbakan Erdoğan) var. Yani tüm bu davalar siyasi davalardır. Davalar da AKP Genel Merkezi’nden fiilen yürütülüyor. Yüksek Askeri Şûra öncesinde çıktı bu tutuklama kararları. Savcı cübbesini giymiş siyasinin (Başbakan Erdoğan) YAŞ öncesi bazı yerleri dizayn çabası. Birilerinin önü kesiliyor, belli kişilerin terfi etmemesinin yolu hazırlanıyor.

Hürriyet


Yıldırım: Hayırcılar bir kez daha...

binali-yildirim2Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım Giresun'da referandumu değerlendirdi.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, ''Gümbür gümbür demokrasi için, Türkiye'nin aydınlık yarınları için geliyoruz. Hayırcılar bir kez daha anlayacaklar, Türkiye'nin önünü tıkamak, Türkiye'yi darbelerden kurtulmaya engel olmaya çalışmanın Türk halkı tarafından nasıl bir şamarla durdurulacağını bir kez daha görecekler'' dedi.

Yıldırım, çeşitli temaslarda bulunmak ve açılış törenlerine katılmak için geldiği Giresun'un Tirebolu ilçesindeki toplu açılış törenine katıldı.

Balıkçı barınağındaki törende konuşan Yıldırım, işlerinin 'yarım kalan yatırımları tamamlamak' olduğunu belirterek, ''Türkiye'nin 8 bin 483 kilometrelik sahil kesiminde 2003 yılından beri 37 tane kıyı yapısını, balıkçı barınağını tamamladık. Bunların toplam tutarı 1 katrilyon lira. Helali hoş olsun'' diye konuştu.

''İşimiz hizmet, gücümüz millet'' diyen Yıldırım, ''Bitmeyen, yılan hikayesine dönen sahil yolunu Samsun'dan Sarp'a kadar tamamladık. 553 kilometre otoyolu Karadeniz sahilimize kazandırdık. Şimdi Samsun'dan Sinop'a kadar olan kısmını da bu sene açıyoruz'' dedi.

Bakan Yıldırım, artık şantiyelerine ''Yaptığımız yollardan, muhalefete verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı milletimizden özür diliyoruz'' diye tabela yazdıracağını dile getirerek, ''Varsın onlar rahatsız olsun. Yeter ki milletimiz rahat etsin, konfor içinde seyahat etsin, bunun için yollar yapıyoruz'' diye konuştu.

Yıldırım, şöyle devam etti:

''Biz yaptıklarımızı söyledik. Ama sizin de yapacağınız bir iş var. Yollarınızı yaparız, havaalanınızı da yaparız, demiryolunuzu da yaparız ama tıkanan adalet yollarını yapmak, bu yolları açmak da sizin göreviniz. Hazır mısınız? İki bayramı birden kutlayacağız,RamazanBayramı, demokrasi bayramı. Bayramınız mübarek olsun.''

Yıldırım, konuşmasının ardından Tirebolu Balıkçı Barınağı, Fatih Sultan Mehmet İlköğretim Okulu ve sentetik çim sahanın toplu açılışını gerçekleştirdi.

-DOĞANKENT'TE DE TOPLU AÇILIŞ-


Daha sonra Doğankent ilçesine geçen Yıldırım, burada da toplu açılış törenine katıldı.

Burada konuşan Yıldırım, kendisini dinleyen vatandaşlara ''12 Eylül demokrasi bayramına hazır mısınız'' diye sorarak, şunları kaydetti:
''Gümbür gümbür demokrasi için, Türkiye'nin aydınlık yarınları için geliyoruz. Hayırcılar bir kez daha anlayacaklar, Türkiye'nin önünü tıkamak, Türkiye'yi darbelerden kurtulmaya engel olmaya çalışmanın Türk halkı tarafından nasıl bir şamarla durdurulacağını bir kez daha görecekler. Hayır propagandası yapanlar size gelecek. Meclis'te birisi 'esastan da usulden de kapalıyız' dedi. 12 Eylül'de de siz onlara 'kusura bakma biz de kapalıyız' diyeceksiniz.''

Yıldırım, konuşmasının bir bölümünde, ''Sayın Bakanım, Telekom'un yaptırmış olduğu okulda okumak istiyoruz'' yazılı pankartı tutan öğrencileri yanına çağırarak, ''Size sözüm olsun, size bir okul yaptıracağım'' dedi.

Bakan Binali Yıldırım burada PTT Bank Şubesi, anaokulu, kütüphane gibi birçok kurumun toplu açılışını gerçekleştirerek, daha sonra Doğankent Meslek Yüksekokulu'nun temelini attı.

Yıldırım, törenin ardından ilçeden ayrılarak Tirebolu ilçesinden helikopterle Erzincan'a gitti.



Reklam
77°
25°
°F | °C
Partly Cloudy
Humidity: 89%
Wind: NE at 3 mph
Sun
Partly Cloudy
77 | 87
25 | 30
Mon
Sunny
78 | 87
25 | 30
Tue
Sunny
76 | 85
24 | 29
Wed
Sunny
76 | 85
24 | 29

En Son Yorumlar

  • Gözyaşı Medeniyeti
    Ömer Öztürkmen abiye Allahü tealadan şifa dilerim. Bu güzel hizmette emeği geçenlerden, başta Rahim ...
    31.07.10 16:09
  • Şenay Düdek'in Ahmet Kaya pişmanlığı
    Şenay Düdek gaza gelmiş gelmemiş,söylem iş söylememiş ne önemi var?Asıl soru sorulması gereken ''Gün...
    31.07.10 11:30
  • Gözyaşı Medeniyeti
    Gözyaşı kıymetlidir. Gözyaşı döken ondan kıymetlidir.
    31.07.10 10:30
  • Hep aşktan sorarlar...
    Daha ne denir ki? Tek kelime ile muhteşem... Abim çok özledik seni ve sesini, inşallah hayırlısıyla ...
    30.07.10 17:14
  • Kılıçdaroğlu'na dava!
    Kılıçdaroğlu çok konuşuyor, kılıçdaroğlu boş konuşuyor, kılıçdaroğlunun çıkışı saman alevi gibidir, ...
    30.07.10 01:01
  • 11 Eylül'de Kur'ân-ı Kerim yakmaya hazırlanıyorlar...
    onlar kuranı kerimi yakmaya başladıklarında bütün türk tvleri kuranın mealini tüm dünyaya duyursunla...
    29.07.10 17:23
  • Türkiye hakemi de yenebilmeli
    Kaleminize sağlık. Teşekkürler.
    28.07.10 20:38
  • Hep aşktan sorarlar...
    tadanlar için ne mutlu,tatmayanl ar için yazık böyle güzel bir duyguyu herkesin yaşaması gerek diye ...
    28.07.10 20:29
  • Hep aşktan sorarlar...
    Merhabalar yüreği ve gönlü güzel olan dost.Aşk ehline aşık Sefai ye aşkı soralım:Damarım a kan sızıs...
    28.07.10 13:32
  • Hep aşktan sorarlar...
    abi Cemal safi'nin "tek hece aşk" şiirini her gün dinliyorum ve bıkmıyorum senin sesinden... muhabbe...
    28.07.10 12:36
sikisporno izlepornoLiseli sikişporno sikişsikiştürk pornogizli çekim sikişporno izlecinsel sohbetlida