logo
Reklam

Magazin Gündemi

Şenay Düdek'in Ahmet Kaya pişmanlığı

ahmetkayaAhmet Kaya'ya çatal bıçak fırlatılan gecenin faillerinden Şenay Düdek yıllar sonra suskunluğunu bozdu.

Ahmet Kaya'ya çatal bıçak fırlatılan olaylı geceyle ilgili "Ahmet Kaya'nın linç edilmesinde rol oynadığım için çok pişmanım" diyen Sertar Ortaç'ın ardından bir pişmanlık da Şenay Düdek'ten geldi.

Ahmet Kaya'ya 'sünnetsiz pzk' diye bağırdığı ileri sürülen Düdek, "Ahmet Kaya'ya büyük haksızlık yaptık, Kaya'yı çok severim. Sanırım alkolün etkisiyle oldu" dedi.

BEN AHMET KAYA'YI ÇOK SEVERİM

Düdek bu sözleri Sabah gazetesi yazarı Sevilay Yükselir'e söyledi. Düdek olaylı geceyle ilgili şunları anlattı:

"İnan hatırlamıyorum bile o sözleri sarfettiğimi. Sanırım alkolün etkisiyle oldu her şey. Sonradan çok üzüldüm. Çünkü ben Ahmet Kaya'yı çok severim. Büyük bir bestekârdı... Büyük bir müzisyendi... İnanmazsan aç sor. Arif Sağ'a... Seyyal Taner'e... Selda'ya... Arda Uskan'a... Çok meşk etmişliğimiz vardır birlikte Ahmet Kaya'yla... Hayranıydım onun... Ama o gece çok garip bir durum oldu. Gaza geldik hep beraber işte."

KEŞKE O GECE YAŞANMASAYDI

Düdek, Yükselir'in, "Peki geriye dönüp baktığında ne diyorsun Şenay?" sorusuna ise şu yanıtı verdi:

"Büyük haksızlık ettik. Keşke yaşanmamış olsaydı o gece Sevilay. Ahmet Kaya büyük bir sanatçıydı ve hâlâ onun yeri doldurulamadı. Bunu korkudan filan söylemiyorum. Bak ben Allah'tan başka kimseden korkmam! Kimseye verecek bir hesabım da yok! Ama üzülüyorum. Çünkü o gece sonrası yanlış anlaşıldım. İnsan ayrımı yapan, ırkçılık yapan biri gibi anlaşıldım. Oysa beni yakından tanıyan herkes bilir. 12 çocuk okutuyorum. Bunlardan biri Mardin'li, ikisi Tuncelili! Yanımda çalışanların çoğu Alevi, ya da Kürt! Asla ama asla Kürt-Türk, Alevi-Sünni, Ermeni-Süryani falan diye ayrım yapmam!"


Öcalan'dan radikal öneri

“Devlete sesleniyorum, bu sorunu çözeceksen çöz, imha edeceksen et! PKK'ye de sesleniyorum, devrim yapacaksan yap teslim olacaksan da ol! Artık bu işi uzatmanın manası yok, artık toplum bu çözümsüzlüğü, oyalamayı kaldırmıyor."

Abdullah Öcalan, “Bu sürecin ana karakteri müzakeredir, müzakere olmadan bu sorun çözülmez, mutlaka müzakere olmalıdır. Çatışmasızlık sağlanmazsa, buna ortam hazırlanmazsa hiçbir gelişme olmaz’’ dedi.

PKK lideri Abdullah Öcalan, avukatlarıyla görüştü. Edinilen bilgilere göre görüşmede sağlık sorunlarına değinen Öcalan, demokratik çözüm gelişmemesi durumunda Kürtlerin çaresiz ve seçeneksiz olmadığını, kendi başının çaresine bakacağını söyledi.

Öcalan değerlendirmeleri şöyle:

KÜRTLER NEREDE NASIL KAYBETTİ?

“BDP'nin referandum süresince asıl tartışması gereken konu varlığının kabul edilip-edilmeyeceğidir, yani Kürtlerin varlık-yokluk meselesidir. Asıl tartışılması gereken konu budur. Önemli olan boykot kararı alıp almamak değil, soruna bütünlüklü yaklaşılıp yaklaşılmadığıdır. Ben bu soruna bütünlüklü yaklaşıyorum. Bu konuda kamuoyunda çok teknik-dar tartışmalar yapılıyor, çok basit üsluplarla, evet ve hayırla sınırlı tartışmalar yürütülüyor. Bu çok önemli değil, evet de hayır da olsa çok önemli değil, asıl önemli olan sorun bunun ötesindedir. Önemli olan tarihsel bütünlükten kopmamaktır. Kürtlerin nerede nasıl kaybettiğini iyi anlamak gerekiyor. Bunlar anlaşılmadan, bilince çıkarılmadan günümüzü nasıl belirleyeceğiz?

1922'den bugüne tam 88 yıl boyunca ne oldu da Kürtler kaybetti?! Kürtler şu anda bu cumhuriyetin neresinde? Bu kaybedişin tek bir nedeni yok. Bu kaybedişte sonuçta sosyal, siyasal, sınıfsal, ekonomik, kültürel birçok neden var. Kürt isyanları da oldu. Tek bir nedenle Kürtler bu hale getirilmedi. Ben tartışılmalı derken bu hususlar tartışılmalı ve tarih bilinci oluşturulmalı diyorum. Benim istediğim, her problemin, tüm platformlarda kendi aralarında ve halkla birlikte tartışılmasıdır. Altı ay boyunca tartışılsın, bütün problemler çözülür. Kürtleri kim dışarıda bıraktı, neden bıraktı? Bu cumhuriyeti birlikte kurduk, Kürtler bu cumhuriyetin kurucu öğesidir deniliyor. Bunun, tarihi kaybedişin, dışarıda bırakılmanın hesabını sormak gerekiyor. Madem bu cumhuriyeti birlikte kurduk diyorsun, madem kurucu üyeyiz, kardeşiz diyorsunuz, o zaman bizi anayasanın neresine yerleştireceksiniz? Demokratik anayasa eksenli bir süreç yürütülmeli. Baştan aşağıya yenilenmiş bir anayasa. Kendimize ait bir ana okulumuz dahi yok, bu nasıl bir kardeşliktir, böyle kurucu öğelik mi olur? Çanakkale'de Kürtler de savaştı, Kurtuluş Savaşında vardık, Sakarya'da vardık, Cumhuriyetin kuruluşunda vardık, peki sonra ne oldu da Kürtler bu hale düştü! Bu belirteceğim birinci husus.”

MÜZAKERE OLMADAN SORUN ÇÖZÜLMEZ

“İkinci husus ise; Bu sürecin ana karakteri müzakeredir, müzakere olmadan bu sorun çözülmez, mutlaka müzakere olmalıdır. Çatışmasızlık sağlanmazsa, buna ortam hazırlanmazsa hiçbir gelişme olmaz. Ben daha önce de çatışmalar kentlere sıçrayabilir demiştim, hemen çarpıtıp işte “Apo tehdit etti” diyorlar. Böyle ucuz değil! Ben burada olabilecekleri belirtiyorum. Sen sorunu siyasi yollarla çözmezsen, tıkanır ve sonucunda doğal olarak çatışmalar yükselir. Dörtyol'da İnegöl'de yaşandığı gibi çatışmalar, saldırılar, insanların yaşadığı yerlere, kentlere sıçrar. Çatışmaların kentlere sıçraması kır çatışması gibi değildir. Çok daha ağır sonuçları, tahribatları olur. Ben buradan uyarıyorum, tehdit etti diyorlar. Ne oldu, en sonunda kentlere sıçradı, hem de hiç beklenmeyen yerlerde, Dörtyol'da, İnegöl'de -ki İnegöl Bursa'da Türkiye'nin en sakin, kimsenin bilmediği, beklemediği, en barışçıl yerlerinden biridir- oluyor. Toplumda bir birikim var. Örneğin Yüksekova gibi bir yerde kent çatışması olursa ne olur? Yüzbin kişi bir anda sokağa dökülür, -insanlar silahlıdır, oradaki aşiretler biliyorsunuz her zaman silahlıdır- halk arasına gerilla da karışırsa, uçaklar kalkar, bombalar, panzerler tarar, bir an da on bin kişi ölebilir. Bunun İstanbul, Mersin, Adana, Diyarbakır gibi kentlerde olması halinde, Diyarbakır gençlerini böyle bir durumda kim durdurabilir? Ben Diyarbakır'ı biliyorum, Diyarbakır'ın gençleri bir hareketlendi mi, sokak aralarına yayıldı mı, aralarına bir de gerilla katılmışsa kimse durduramaz. Böyle şeyler gelişirse, kent çatışmalarına sıçrarsa, bir günlük bilanço otuz yıllık süreçteki bilanço kadar olur. O zaman böyle bir durumda asker-polis de halkın karşısında duramaz, ya memleketine kaçar ya birliğine çekilir. Daha çok uçakla, helikopterle, panzerle hareket eder. Ben bu tehlikeli sonuçlara işaret ediyorum, taraflara bunu söylüyorum, devlete de PKK'ye de bunu söylüyorum, olası tehlikelere dikkat çekiyorum. Bunlar sosyolojik tespitlerdir. Ben burada sosyolojik tespitler yapıyorum, tehlikelere işaret ediyorum.”

PKK DE DEVLET DE BENİ DİNLEMİYOR

“Bu toplum daha ne kadar kaldıracak bu yaşananları. Ben bu yaşananlardan üzüntü duyuyorum, sadece PKK'liler için değil ölen polisler-askerler için de üzülüyorum. Ama yetmiyor. Bu sorunu ya çözeceksin ya da bunlar doğal olarak yaşanır. Bu anlattıklarımı Türk halkı da anlamalıdır, ben tehlikelere işaret ediyorum. Demokratlar, Türkiye'deki sosyalistler, aydınlar, bu konuda sadece fikirlerini dile getirmekle yetinmesinler, sorumluluk da almalılar. Ben tüm bu gelişmelerden ve olabileceklerden endişeliyim, kaygılıyım, bunlardan memnun değilim. Bunların yaşanmaması için, sorunun çözümü için gece gündüz düşünüyor, çabalıyor, hatta bir saat bile uyuyamıyorum. Bu gelişmelerden rahatsızım ve bunları aşmaya çalışıyorum. Devlet de PKK de bildiğini okuyor. İşte görüyorsunuz iki taraf da beni dinlemiyor, aldıkları kararları uyguluyorlar. Ben devlet ile PKK arasında boğulmayıp, bunları aşmaya çalışıyorum. Şu andaki durum bıçak sırtında bir barış, barıştan ziyade bıçak sırtında bir durumdur. Bu bıçak her an batabilir, zaten batıyor da. Çözüm gelişmezse bıçak her iki tarafa da şiddetli batar. Yani bu işi, bıçak sırtında yürütüyoruz. Bu nedenle tüm kesimlere “Öcalan'ın sesini duyun” diyorum.”

KURUCU MECLİS OLUŞTURULMALI

“Bu sorunun çözümü için ben daha önce de önerilerimi belirtmiştim. Meclis önce bu sorunu gündemine alıp bazı ilkesel kararlar almalıdır. Sonra iki şey yapmalı, bir Kurucu Meclis oluşturmalı, ikincisi Hakikatleri Araştırma ve Adalet Komisyonu. Bunlar yapılmadan sorun çözüm yoluna girmez. Bunlar sağlanıp gerekli yasal adımlar atılırsa bir ortam oluşturulur, ardından KCK'de, PKK'de silahlı güçlerini Birleşmiş Milletler gözetiminde güvenli bir yerde toplar, çözüm süreci böyle gelişir. Benim buna gücüm yeter, ben bunu yapabilirim. Eğer koşullar oluşturulursa bunu yapabilirim. Aksi taktirde son günlerde şahit olduğumuz gelişmeler cereyan ediyor. Bu koşullarda benden bir şey istenemez. İki tarafa da sesleniyorum; bu koşullarda yaşayan birisinden bir şey istemek ahlaki, vicdani, insani değildir, bu demokratça bir yaklaşım da değildir. Bir insana bu koşullarda bu kadar sorumluluk yüklenemez, el insaf! Devlet başarısızlığını, PKK de yetersizliğini bana yüklüyor. ”

ÇÖZÜM İÇİN ORTAM GEREKİR

“Sorunu BDP ile çözebiliyorsan çözebilirsin, sorunu PKK ile çözebilirsin ancak görülüyor ki onlarla çözemiyorsun, onların çözüm gücü yok ama benim rol almamı istiyorsan da Meclis'te bana ilişkin ilke kararı çıkarmalısın. Bunun dünyada örnekleri var. Ben bu koşullarda rol alamam, gerillaya ulaşmam gerekir. Bu konular hakkında konuştuğumda suç sayılıyor, rahat bir şekilde konuşamıyorum, iletişime geçemiyorum, onun için sorunun çözümünde rol almam isteniyorsa Meclis bu konuda benim için bir ilke kararı almalıdır. 12 yıldır televizyon yok, diğer arkadaşlar telefon edebiliyorlar, ben bundan bile faydalanamıyorum. Bu koşullarda nasıl rol oynayabilirim? Kaldı ki artık yaşım da ilerliyor. Buna cezaevi koşullarını da eklersek daha fazla rol almam imkansızlaşıyor. Bir de şu bilinmeli ki fiziksel durum bir yere kadar, ben ebediyen olmayacağım. Olsam da aynı zindelikte, sağlıkta her zaman olamam. Kaldı ki önemli olan toplumsal sağlıktır, toplumsal sağlık olmazsa, o zaman herkesin sağlığı bozulur, böyle bakılmalıdır.”

ÇATIŞMALAR YÜKSELİRSE BİNLERCE KİŞİ ÖLÜR

“Ben daha önce 31 Mayıs'ta çekileceğim derken biraz da yaş ve sağlık koşullarımı düşünerek bu kararı verdim. Benden çok şey bekleniyor. Benim birdenbire çekilmem durumunda bir patlama olabilirdi, benim yokluğum durumunda olabilecek bir kaosa engel olmak için yavaş yavaş çekilmem ve hareketi, halkımızı buna hazırlamam gerektiğini düşündüm. Ben bu şekilde daha ne kadar yürütürüm bilemiyorum. Ne devletin bu sorunu çözmeye ne de PKK'nin devrimi yapmaya niyeti var. Artık halk da bezmiş durumda. Bu karşılıklı, iki halkta da var. Halk aç, yoksul, yorgun, yıpranmış ne yapsın, çözüm istiyor. Bu çatışmalardan bu kaostan en fazla yoksul halkımız etkileniyor. Artık halkımız bu yoksulluktan, açlıktan dolayı başkalarının yüzüne bile bakacak durumda değil. Bu çatışmalar yükselirse binlerce insan ölür. Hakkari'de bir günde on bin insan ölür kimse kendini kurtaramaz. Birkaç holding sahibi Kürt var, onlar işte bir-iki saat içinde pılını pırtını toplar, kaçıp giderler, onlara bir şey olmaz. Sadece açıklama yapmakla bu sorun çözülmez. Ancak STÖ'ler sadece açıklama yapıyor. Açıklamalar sadece bize yönelik değil, devlete yönelik de olmalı, devlete de çözüm önerileri ile baskı uygulanmalıdır. Demokratik çözüm gelişmezse Kürtler çaresiz, seçeneksiz değildir, kendi başlarının çaresine bakarlar. ”

DEVLET VE PKK’YE SESLENİYORUM

“Devlete sesleniyorum, bu sorunu çözeceksen çöz, imha edeceksen et! PKK'ye de sesleniyorum, devrim yapacaksan yap teslim olacaksan da ol! Artık bu işi uzatmanın manası yok, artık toplum bu çözümsüzlüğü, oyalamayı kaldırmıyor. Bana burada yedi-sekiz yıldır dört kez 'bekleyin' dediler, her seferinde seçim var dediler. Ama sonuç ortada. Bizi oyalıyorlar, durum budur. Ben burada 12 yıldır sabrettim, sorunun çözümü için gece-gündüz uğraştım. Burada sabırla barışı, toplumsal çözümü gerçekleştirmeye çalıştım, bu sabrı gösterdim, ancak benim de bir sınırım var. Bir kere de herşeyi bozabilirim, kim ne yaparsa yapsın diyebilirim. O zaman gelip burada beni bir saat içinde öldürebilirler de hiç umurumda değil, bundan da korkmuyorum. Ben referandumdan sonra oyalamaya izin vermeyeceğim. Ben gerektiğinde 12 yıl daha dayanırım, gerektiğinde bir saniye bile sabretmem ve oyalamayı asla kabul etmem. İşte referandumdan sonra bu sefer önümüzde seçim var, seçime az süre kalmış bahanesiyle oyalanmayı kabul etmeyeceğim. Aksi taktirde Kürtler kendi başlarının çaresine bakacaklar. Halkta yoğun bir tepki var. Bu durum daha fazla kaldırılamaz, ruhsal bir kopuş var. Her iki tarafta da bir birikim var.”

KOSOVA BENZERİ ŞEYLER GELİŞEBİLİR

“Cemil Bayık'ın “demokratik özerklik ilan edeceğiz” açıklaması vardı. Bir çözüme gelinmezse işte Kosova da bir örnektir, bu tarz şeyler gelişebilir. İşte benim Kürtler kendi başlarının çaresine bakarlar dediğim de budur. Kürtler birlikte yaşamaktan yanadırlar, ayrılmaktan yana değiller hatta biz eski Misak-ı Milli'yi de dahil ederek birlikte bir çözüm istiyoruz. Ancak birlikte yaşama isteği tek başına anlam ifade etmez, bunun karşılıklı olması, hukukunun olması, gereklerinin yerine getirilmesi lazım. Madem birlikte yaşıyorsak bu birlikte yaşamanın yasal bir evlilik şeklinde olması, anayasal ifadesinin olması gerekir. Kadın örneğinden de yola çıkarsak; evlilikte bir kadın her gün dayak yer, hakarete uğrarsa ya kaçar ya da bu durumu kabul etmez boşanır. Kürtlerin durumu da böyledir. Eğer Kürtleri inkar edersen, hiçbir hakkını vermezsen Kürtler de bunun gereğini yapma hakkına sahiptir.”

KONFERANSA ÜÇ SOMUT ÖNERİ

“Güney için de öyle Amerika'ya, başka güçlere dayanarak bir yerlere geleceklerini düşünürlerse yanılırlar; o destek çekildiğinde iki saatte yok olurlar, onların da can güvenliği yoktur. Amerika kendi çıkarlarını korur, onları korumaz. Ulusal konferansa ilişkin FKÖ tarzında bir önerim var. FKÖ gibi sadece silahlı bir örgüt değil, diplomasisi, yürütmesi ve savunması olan bir örgütlenme olabilir.

Burada ben üç şey öneriyorum,

1-Ulusal Konsey oluşturulmalı,

2-Yürütmesi oluşturulmalı, tam Hükümet değil, yürütme olabilir, işlerin yürütülmesi ve diplomatik bağlantıları, ilişkileri sağlayacak, pratik işleri görecek bir yürütme oluşturulabilmeli, bu yürütme dar tutulmalıdır.

3-Savunma güçlerinin koordineli ve uyumlu hale getirilmesi gerekiyor. Güçlerin daha önceki gibi karşı karşıya gelmemeleri ve birbirleriyle savaşmamaları, birbirlerinden haberleri olması gerekir.

Bunların yanında daha önce belirttiğim ulusal kongre, teorik ilkeler var, beş ilke şartı biliniyor. Bunlar tartışılmalı. Daha önce belirttiğim demokratik konfederalizm tarzında sınırlarla oynamadan Kürtlerin yaşadığı her yerde demokratik örgütlenmeler oluşturulabilir. Kürtlerin yaşadığı her yerde devletin sınırlarıyla oynanmadan, ayrı devlet olmadan, sorunlarının demokratik çözümü esas alınarak örgütlenirler. Ben bunu Suriye'deki, İran'daki Kürtler için de söylüyorum onlar da bu kongreye katılabilirler. Güney Afrika'da da Afrika Ulusal Kongresi var. Buna benzer örnekler dünyada var, bu örneklerden de yararlanılabilir. Artık zaman birlik zamanıdır.”

DTK’NİN AMACI DEMOKRASİDİR

“DTK, BDP gibi bir siyasal parti değildir. Bir parti iktidara gelmek için vardır, DTK'nın böyle bir misyonu yoktur, yani bir siyasal parti değildir, sivil toplum kuruluşudur. Amacı toplumun demokratikleştirilmesidir. DTK'nın yasal zemine oturtulması gerekir, bu konuda örnekler var. DTK her kesimden Kürdün içinde kendisini ifade edebildiği bir sivil toplum kuruluşudur. İşte 650 sivil toplum kuruluşu deniliyor. İşte bu 650 sivil toplum kuruluşu DTK içerisinde kendisini ifade edebilir. Diyarbakır Barosu da, Ticaret Odası da hepsi DTK'nın içinde olarak kendisini orada ifade edebilir. DTK sivil toplum örgütlerinin bir üst çatısı olmalıdır. DTK'da talepler ortaklaştırılır ve kendi içlerinde bir komisyon kurup, Cumhurbaşkanı'na, Başbakan'a, ilgililere taleplerini iletir, ortak bir ses olurlar. DTK'nın ayrı, bağımsız bir yeri olmalı, gerekirse yeniden başvuru yapılmalı, tüzüğü olmalı, yoksa hazırlanmalı, tamamiyle bir sivil toplum kuruluşu şeklinde çalışmalıdır. ”

“Urfa'da Erkan Gönültaş isimli genç kendini yakmış. Bu tür yakma eylemlerini tasvip etmiyorum ama direnişlerine saygı da duyuyorum ama direnişin bir çok çeşidi var, daha değişik direnebilirler. Ailesine ve halkımıza başsağlığı diliyorum. Sanırım gelecek hafta Aram Tigran'ın anması olacak. Defnedildiği yerde anma olacaktır, ayrıca Diyarbakır'da bu sene çok görkemli, kalabalık, geniş katılımlı bir anma olur herhalde. Dersim'de inanç akademisinin işlevi önemlidir. Ben sadece Dersim için değil o bölge için belirtiyorum. Bildiğim yerlerdir. Bu akademi o bölgenin tüm kültürlerini, inançlarını geniş şekilde temsil eden bir merkez olabilir. BDP ve diğer çevreler de bu çalışmayı destekleyecektir. Tüm halkımıza, cezaevindeki arkadaşlara, Özgür Halk dergisi çalışanlarına selamlarımı iletiyorum. Ayrıca tüm Hakkari ve Yüksekovalı çocuklara sevgilerimi ve selamlarımı iletiyorum. ”

Sağlık koşulları hakkında bilgi veren Öcalan, “Sağlık koşullarım daha önce belirttiğim gibi, farklı bir şey yok. Nefes alma sıkıntım devam ediyor. Burası için Kuyu demiştim, bu koşullarda kalmamın etkisi de var, nefessiz kalıyorum. Bu son günler çok sıcak olduğu için etkiliyor, oldukça havasız ve boğucu. Uyurken başımı ancak mazgal deliğine dayayarak nefes alabiliyorum. Bu şekilde oraya dayamasam, nefes alamıyorum, uyuyamıyorum. Sağlık durumu böyle, ancak dayanacağız, bu şekilde yaşamaya çalışıyorum.” dedi.

ANF NEWS AGENCY



Ortaya karışık

Konu kıtlığının çekilmediği şu cennet vatanımızda benim gibi haftada bir yazanlardansanız, yazı günü gelince bunca konu arasından hangi birini seçeyim diye kıvranırsınız. Bu hafta tam öyle oldu. Yüreğime oturan, öfkemi kabartan, kafamı karıştıran, ya da eski- yeni dostlarla da ilgili olduğu için kederlendiren, duygulandıran, düşündüren ne varsa hepsine değinmek istedim.

35. Maddeyi Kaldırma Yarışı

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu iktidara TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesini değiştirme çağrısında bulundu. Meclis Başkanı dışındaki AKP sözcüleri önce kendilerini pek toparlayamadılar, ama Başbakan resti görünce hizaya girdiler. Ne güzel işte! Birbirini mat etmek¸ köşeye sıkıştırmak için de olsa, 27 Mayıs’tan bu yana bütün darbelerin sözde hukuki dayanağı olan ayıplı bir madde daha devlet kitabından ayıklanacak. Yalnız unutulan bir nokta var, hatırlatayım. Bu maddenin iptaliyle ilgili olarak BDP aylar önce Meclis Başkanlığı’na vermişti yasa değişikliği teklifini. CHP neden o zaman üç maymunu oynadı da şimdi aklına geldi bu madde? AKP neden o zaman konuyla ilgilenmedi. Cevabı basit; ne AKP ne CHP konuya demokrasi ve sivilleşme meselesi olarak yaklaşıyor, onlar el el üstünde kimin eli var oyunu oynuyorlar. Olsun; vesayetçi statükocu sistemi gerilettiği ölçüde bu oyundan yanayım. Bu doğrultuda her adım atanı alkışlıyorum.


Vatan Haini Oranında Birinci Sırada

Referandum kampanyası başladı ya, dünyanın vatan haini oranı en yüksek  ülkesinde yaşamakta olduğumuzu bir kez daha hatırlayıp dehşete kapıldım. Meydanlardan, kürsülerden vatan haini nutukları yükseliyor. Ülkenin bir yarısını temsil edenler öteki yarıyı temsil edenlere vatan haini diyor, öteki yarısının çığırtkanları da bu yarıyı vatan haini ilan ediyor. Meydanları dolduranlar da aynı şeyleri tekrarlayınca nüfusun toplamı vatan haini oluyor.

Bildiğim yaşadığım hiçbir başka ülkede (ki bunların sayısı pek az değil) nüfusun tamamının vatan haini olduğuna rastlamadım. Oralarda farklı siyasetlerden, farklı görüşlerden, farklı taleplerden söz edilir, kıran kırana siyasal mücadele verilir, ama vatan hainliği çok farklı bir kavramdır, böyle peynir ekmek gibi kullanılmaz. Hata ile günah, yanlış ile suç, farklı düşünce ile ihanet bir kez birbirine karıştırıldı mı, istemeden bilmeden insana ve halka ihanetin ortasında bulursunuz kendinizi.


Evren’in korkusu:  Suç ve Ceza

Evren Paşa’yı bir korkudur almış. Kabadayılık yapıyor; beni yargılamaya kalkışırlarsa bu zevki onlara tattırmam, kendim bir kurşun sıkarım kafama, diyor. Önce paşayı rahatlatalım: Evren’in yargılanmasını, onun demokrasiye ve insanlığa karşı suç işlediğinin kanıtlanıp mahkum edilmesini en fazla isteyenler bile onun gibi “asmayalım da besleyelim mi?” diyecek tıynette ve vahşette değillerdir. Anayasa taslağı kabul edilip de 12 Eylül Anayasası’nın geçici 15. maddesi kalkarsa, Evren’in ve sorumluluğu paylaşan ölü veya diri diğer bütün darbecilerin yargılanması için elimden geleni yaparım. AMA, suçlulukları kamu önünde tescil edildikten, yani darbenin suç olduğu herkesin anlayacağı biçimde tasdik edildikten sonra, kıllarına halel gelmeden evlerinde veya mezarlarında istirahat buyurmaları için de çabalarım. İhtiyarları süründürmenin benim vicdanımda yeri yok. Onlarca insanın kanına girmiş, hayatları karartmış, insanları işlerinden, yurtlarından etmiş, toplumsal dokuyu parçalamış, Diyarbakır hapishanesinin, Mamak’ın sorumluluğunu taşımış da olsalar, kısasa kısas ve intikam duygularıyla hiçbir yere varılamayacağını bilirim. İntikam değil yüzleşme ve yargılama merhem olur acılara.

Ama bir şey daha var: Elimde yetki olsa sadece Evren ve şürekâsıyla yetinmem. Demirel’den başlayarak Sezer’e, Gül’e ve  gelmiş geçmiş bütün Genelkurmay başkanlarına kadar, kimler bu zatı Çankaya’larda, Cumhuriyet balolarında, Genelkurmay resepsiyonlarında saygın kişi olarak ağırlamışsa; kimler resim adı altında pazarladığı onun bunun tablosundan aşırma boyamaları büyük paralara satın almak için kuyruğa girmişse, hangi medya mensubu bu zata saygınlık kazandırma, yıkama yağlama operasyonlarına çanak tutmuşsa, onları da “yardım ve yataklık”tan yargılarım.


İdamlara Ağlamak

En yürek dağlayıcı, en derin, en önemli konuları nasıl sulu zırtlak hale getirdiğimizin ve neden çözemediğimizin son örneği, Başbakan’ın AKP grup toplantısında 12 Eylül idamlarını hatırlatırken ağlaması ve bu sahneye Kılıçdaroğlu’nun, Bahçeli’nin, onlardan geri kalmamaya çalışan BDP sözcülerinin verdiği tepkiler oldu. Gözyaşlarının timsaha mı yoksa Oscar ödülüne layık bir aktöre mi ait olduğunu tartışıp duruyoruz.

Ben diyorum ki, keşke referandum kampanyasında malzeme olarak kullanmazdan çok önce, on yıllar önce, hep birlikte ağlayabilseydik darağaçlarında ölüme gönderdiğimiz çocuklarımıza. Keşke sadece onların ailelerinden değil, bu vahşet için bütün toplumdan özür dileyip bağışlanma isteseydik. Ve diyorum ki hiç değilse bugün, dağlarda, ileri karakollarda, Doğu’da Güneydoğu’da akan kanı durdurabilmek için hemen acilen birşeyler yapabilseydik de yıllar sonra bir başbakan, başka bir kampanyada, içinden gelerek ya da kampanya malzemesi olarak kullanmak zorunda kalmasaydı gözyaşlarını.


12 Eylül’le hesaplaşmak

Şu anayasa referandumunda ister evetçi, ister hayırcı, ister boykotçu olalım, 12 Eylül Anayasası’nda yapılmak istenen değişikliklerin 12 Eylül’ü tarihe gömeceği, o zihniyetle tam bir hesaplaşma olduğu yanılgısına düşmüyoruz her halde.

“Yetmez ama evet” demiştim geçen yazıda. “Yetmez” tarafı buydu işte. Referanduma sunulan değişiklikler, ordu-statükocu devlet vesayetini bir ölçüde geriletmeyi, hak arama yollarını genişletmeyi, millet iradesinin birbirini seçip duran kastlaşmış yargı kurumlarına üstünlüğünü sağlasa da (ki evet’im bunlaradır) yetmez. 12 Eylül’le hesaplaşma, o rejimin bütün kurum ve kuruluşlarını, 12 Eylül Anayasası’nın yurttaşın haklarını devlet karşısında korumak yerine devleti yurttaştan koruyan, yurttaşı tehdit sayan özünü değiştirmekle olur. YÖK’ü kaldırmakla, seçim ve siyasal partiler yasalarını temelden değiştirip demokratikleştirmekle olur. Vatandaşlığı Türklük üzerinden tanımlayan ruhuna dokunmakla, yani yepyeni, sivil, demokratik bir anayasayla olur.


Evetçiler Hayırcılar

Bölünüyoruz diye korkmayın; bölünme, daha doğrusu karpuz gibi ortasından yarılma, çoktan gerçekleşti. AKP’nin iktidara gelmesi, kendi derin iktidarlarını korumak için herşeyi göze almış olanları tetikledi. Mersin provokasyonu, Bayrak mitingleri, Hrant’ın öldürülmesi, darbe planları, vb. bu tırmanışın basamakları oldu. Ergenekon davalarıyla bu kıran kırana iktidar savaşında yeni bir evreye varıldı, cepheleşme ve yarılma keskinleşti, derinleşti. Askeri savaş stratejisinin özü cepheleştirmedir, bu başarıldı ve ne yazık ki solu da etkiledi. Ulusalcı CHP’ci sol bir yana, Marksist-sosyalist solun  bağrına da hançer gibi saplandı.

Şimdi sol içinde birbirimizle evetçiler-hayırcılar kavgası yapıyoruz. En yakın çevremde, en yakın arkadaşlarım arasında akıllarına fikirlerine, vicdanlarına kendimden fazla güvendiğim hayırcılar var; benim gibi “Yetmez ama Evet” diyenler var; “işte budur” diyen tartışmasız evetçiler var. Tek tornadan çıkmış değiliz; kararlarımızda özel tarihimiz, çevremiz, mensup olduğumuz veya reddedip koptuğumuz ideolojik yapıların izleri, kişisel sempati veya nefretlerimiz rol oynuyor. Farklı düşündüğümüz, farklı karar verdiğimiz için birbirimizi karalamayı içime sindiremiyorum. İnternet sitelerinden izlediğim atışmalar; bölünmüşlüğümüzü derinleştiren, karşılıklı güveni aşındıran suçlamalar; hemen yapıştırılan AKP’li ya da Ergenekoncu yaftaları keder veriyor.

Herkes bildiğince, aklınca, gönlünce takılsın, yeter ki kendi hür iradesiyle, şu veya bu cephenin  askeri olmadan takılsın diyorum ben. Referandum bir irade beyanıdır, irade özgür karar demektir. İrademize AKP düşmanlığının da, muhalefet yandaşlığının da ipotek koymasına izin vermeyelim; ister evet, ister hayır, ister boykot, nasıl oy kullanırsak kullanalım, yeter ki özgür olalım.



Yirmi yıl süren bir albüm

ozan-doguluOzan Doğulu, yirmi yıllık bir sürede yaptığı albümü ‘130bpm’ ile listelerin ilk sırasında yer alıyor. Doğulu, pop müziğin hiçbir zaman kalıcı olmadığını söylüyor

20yıl sonra gelen ilk albümü 130pbm vesilesi ile biraraya geldiğimiz Ozan Doğulu ele avuca sığmaz, neşeli, şen kahkahalar atan, sempatik ve olabildiğine doğal biri. Doğulu, Turkcell’in müziği üzerinde çalışıyorken girdim ofise. Konu albümündeki nostaljik şarkılar olunca, sohbetimiz 8o’lerden bugünlere kadar uzandı. Albümde Sezen Aksu’dan Ajda’ya, Tarkan’dan, Kenan Doğulu’ya pek çok isim eski şarkıları yeniden yorumlamış. Aynı semtin çocuklarıymışız meğerse kendisiyle. Biz sokakta misket oynarken, o sokak acemisi bir çocuk olarak evde piyano çalışırmış. Oyun oynamak için indiği apartmanın bahçesinde, arabasını park eden komşusunun tekerlekleri altında kalmış. Bu durum Doğulu’nun aynı gün gireceği konservatuar sınavını birincilikle almasına engel olmamış. Şimdi adı Türkçe pop müziğinin önemli aranjörlerinden biri olarak geçiyor. Yurdaer Doğulu’nun oğlu, Kenan Doğulu’nun kardeşi, Arya’nın babası... Yüreğindeki neşe yüzünde huzura dönüşüyor. Onun bu hali çocukla çocuk bir baba olacağını doğrular gibi.

Daha çok klasik ve caz müzik dinleyen biri olarak Türkçe pop müzik için önemli aranjeler yapıyorsunuz. Popler müziğe yönelişi nasıl başladı?

Ben müziğe dört yaşında klasik piyano eğitimi alarak başladım. 12’de okuldan eve gelirdim ve piyano çalışmaya başlardım. Bachlar, Mozartlar, Schubertlerle büyüdüm. 15-16 yaşlarına geldiğimde babamın da çevresi sayesinde pop işler yapmaya başladım. Pop işler derken mesela Erol Büyükburç’a eşlik ediyordum, ama o Fransızca, İngilizce söylüyordu. O sıralarda bu işi iyi yapabileceğimi anladım, yine tam o sıralarda caza ilgi duymaya başladım.

Pop ve caz da aslında farklı kültürler.

Aslında bakarsanız müziğin her türü ile ilgilendim. Hayatımda rock grupları da oldu, tasavvufi müzikler de... Erkan Oğur’la Eşkiya’nın da müziklerini yaptım, Fırat’ın Türküsü ’nü. Türk Sanat Müziği’nde pek çok sanatçıya eşlik ettim. Bir de ben Türkçe Pop müzik dinlemiyorum ama pop müzik dinlemiyorum demiyorum. Bizler Michael Jackson’la, George Michael’la büyüdük.

Kendi yaptığınız şarkıları dinlemiyor musunuz?


Yaparken binlerce kez dinliyorum. Stüdyodan çıktığımda benim için o proje bitmiş oluyor. Popüler şarkılar da en fazla bir sene içinde tükeniyor. Hemen yenilerini yapma ihtiyacı doğuyor. Vakit de kalmıyor zaten. Oturup dinlersen geri bile gidebilirsin bence.

Dünyada hangi pop sanatçılarını beğeniyorsunuz?

Lady Gaga’yı dinliyorum ama takip etmek için dinliyorum. Her şeyi takip etmek gibi hastalığım var benim. Beyonce’yi çok beğeniyorum. Onun sesi bir yerime değiyor sanki. Hem performansı hem de dans edip şarkı söylemesi büyük bir meziyet. Madonna da, Justin Timberlek de öyle. Onları gördükten sonra bizim pop sanatçılarımız için pek dans ediyor diyemeyiz. Ben mesela hiç dans edemem. Ama zaten ben popçu da değilim. Ben zıplayarak dans ediyorum. Enerji ise enerji işte.

Caz aranjesi yapmayı düşündünüz mü?

Öyle denemelerim oldu. Bazen caz tınılarını pop sanatçılarının albümlerinde kullandığım oldu. Caz yaygın bir müzik değil, kitlelere hitap eden caz sanatçıları yok ne yazık ki.

Yüzün üzerinde albüm hazırlamışsınız ama 20 yılda, her şey elinizin altında olduğu halde kendi albümünüz yeni çıkıyor.

DJ’liği yeni yeni ciddiye almaya başladım. Bu işi yapacaksam da bunun bir albümü olması gerektiğini düşündüm. Türk müziğinin hızlı dans parçalarına ihtiyacı olduğunu gördüm. Bir de kızımın doğumu bende enerji patlaması gibi oldu. “Kızına şarkı yaptın mı” dediler, “ben kızıma albüm yapıyorum” dedim. Aslında kendi kendimle başbaşa olduğum zamanlar daha ağırbaşlı şarkılar yapıyordum. Hatta kızımla dans ettik biz bu albümü yapıyorken.

Albüm eski parçalardan oluşuyor çoğunlukla. Sizce kalıcı yeni pop şarkılar olacak mı?

Onu galiba şimdiki çocuklara sormamız gerekiyor. Dünyada pop müzik bir çıkmazda. Çok kalıcı şeyler yapıldığına inanmıyorum. İlk defa albüm yapan biri Michael Jackson’un şarkısını söylüyor. Eskiye bir dönüş var.

Eski arabesk şarkıların pop müzik sanatçıları tarafından tekrar yorumlanmasını nasıl buluyorsunuz?

Yeni arabesk şarkı da çıkmıyor. Ben yeni bir arabesk şarkı duymak istemiyorum mesela. Arabesk dinlemek istiyorsam Orhan Gencebay dinlerim.

Mozart’la Kaybolan Yıllar‘ı birleştirmek fikri nasıl gelişti?

Bir sabah öyle bir fikirle uyandım. Müzik önce orijinali gibi başlıyor, Sezen girdikten sonra değişiyor, ama asıl besteye çok benziyor. Nereden geldiğini bilmediğim bir fikir, çok hoşuma gitti yapayım dedim. Mozart’ın bundan haberi yok tabii.

Sezen Aksu nasıl karşıladı?


O da şaşırdı ‘nereden geldi aklına bu’ dedi. Bir de tesadüf Mozart’ın 40. Senfonisi en sevdiği bestelerden biriymiş. Tesadüfler işte. Devamını da getirebilirim, sonra başka fikirler de oluştu kafamda.

Kenan Doğulu’nun işlerine daha fazla vakit ayırmak için Sezen Aksu’ya çalışmayı bırakmışsınız.

Aslında o Kenan’la ilgili bir durum değil. Kenan’ı kendimden ayırmıyorum. Ben kendime biraz alan açmak istedim. Sezen’le çalışmak çok mesai isteyen bir şey. O da daha sakin bir dönemine girdi, 1-2 senedir daha az işler yapıyor. Ben de biraz albüm, DJ’lik başka alanlara kaymak istedim. 20 senedir albüm yapmak istiyorum ama bir türlü fırsat bulamıyordum.

Yeni sanatçı var mı çıkaracağınız?

Asya diye bir şarkıcıyla çalışıyoruz. 5-6 aylık bir zaman daha var, yeni olduğu için biraz titizleniyoruz. Ayrıca Sıla’nın üçüncü albümüne, Kenan’ın bilmem kaçıncı albümüne başladık.

Yeni albüm var mı?

Bu sırada bir enstrümantal albüm yapıyorum, daha senfonik, etnik, müzikal bir albüm. Şu yaz konserlerini atlatırsak, bir hafta kapansam bitireceğim. Tüm dünya insanlarına hitap edecek bir şey olacak diye düşünüyorum, o yüzden Amerika’dan çıksın istedim. Sony Amerika ile görüşüyoruz. Tamamen yeni, hepsi benim bestem. 10 seneye dayanan bir geçmişi var. Boş zamanlarımda tamamen kendim için yaptım. Bir tane klasik şarkı var sadece.



Arda spikeri arayıp, özür diledi

arda-turan-antrenmanGalatasaray’ın kaptanı Arda Turan, ünlü spor spikeri Burcu Esmersoy’dan özür diledi.

Almanya’da Fenerbahçe ile oynanan ‘Gurbet Kupası’ maçı sonrası NTV’yi arayarak küfrettiği öne sürülen Galatasaray’ın kaptanı Arda Turan, ünlü spor spikeri Burcu Esmersoy’dan özür diledi.

Esmersoy’a dert de yanan ünlü futbolcu “Orada benim kız arkadaşıma küfür ettiler. ‘Lüks cipler alıp, karıları götürüyorsun’ dedikleri için öfkelendim. Kusura bakma, senden özür dilerim” dedi.

NTV Spor gurbetçilerle sarı kırmızı futbolcular arasında maç sonrası yaşanan kavgayı kaydeden cep telefonu görüntülerini ilk yayınlayan kanal olmuştu.

Spor spikeri Burcu Esmersoy’un olayın ardından twitterine “Arda Turan arayıp bize küfür etti ama olsun, biz onu zaten biliyoruz” diye yazması dikkat çekmişti. Bunun üzerine Turan, NTV yetkililerini arayarak “Orada benim kız arkadaşıma küfür edildi, öfkem o yüzdendi” diyerek özür dilemişti.


Reklam
77°
25°
°F | °C
Partly Cloudy
Humidity: 89%
Wind: NE at 3 mph
Sun
Partly Cloudy
77 | 87
25 | 30
Mon
Sunny
78 | 87
25 | 30
Tue
Sunny
76 | 85
24 | 29
Wed
Sunny
76 | 85
24 | 29

En Son Yorumlar

  • Gözyaşı Medeniyeti
    Ömer Öztürkmen abiye Allahü tealadan şifa dilerim. Bu güzel hizmette emeği geçenlerden, başta Rahim ...
    31.07.10 16:09
  • Şenay Düdek'in Ahmet Kaya pişmanlığı
    Şenay Düdek gaza gelmiş gelmemiş,söylem iş söylememiş ne önemi var?Asıl soru sorulması gereken ''Gün...
    31.07.10 11:30
  • Gözyaşı Medeniyeti
    Gözyaşı kıymetlidir. Gözyaşı döken ondan kıymetlidir.
    31.07.10 10:30
  • Hep aşktan sorarlar...
    Daha ne denir ki? Tek kelime ile muhteşem... Abim çok özledik seni ve sesini, inşallah hayırlısıyla ...
    30.07.10 17:14
  • Kılıçdaroğlu'na dava!
    Kılıçdaroğlu çok konuşuyor, kılıçdaroğlu boş konuşuyor, kılıçdaroğlunun çıkışı saman alevi gibidir, ...
    30.07.10 01:01
  • 11 Eylül'de Kur'ân-ı Kerim yakmaya hazırlanıyorlar...
    onlar kuranı kerimi yakmaya başladıklarında bütün türk tvleri kuranın mealini tüm dünyaya duyursunla...
    29.07.10 17:23
  • Türkiye hakemi de yenebilmeli
    Kaleminize sağlık. Teşekkürler.
    28.07.10 20:38
  • Hep aşktan sorarlar...
    tadanlar için ne mutlu,tatmayanl ar için yazık böyle güzel bir duyguyu herkesin yaşaması gerek diye ...
    28.07.10 20:29
  • Hep aşktan sorarlar...
    Merhabalar yüreği ve gönlü güzel olan dost.Aşk ehline aşık Sefai ye aşkı soralım:Damarım a kan sızıs...
    28.07.10 13:32
  • Hep aşktan sorarlar...
    abi Cemal safi'nin "tek hece aşk" şiirini her gün dinliyorum ve bıkmıyorum senin sesinden... muhabbe...
    28.07.10 12:36
sikisporno izlepornoLiseli sikişporno sikişsikiştürk pornogizli çekim sikişporno izlecinsel sohbetlida